Page 7 - ÖZGÜRLÜĞÜN BEDELİ
P. 7

Gayem çay içmek değil, kendimi garsona fark ettirmekti.
            Garson, topuğunun üstünde döndü, masaya bardağı sertçe
            koydu. Aldırmadım. Amacıma ulaşmış biri olarak çayı ağır
            ağır yudumladım. Kaynamış pancar kokuyordu. Genzimi

            yakacak kadar acıydı. Yine de sonuna kadar içtim. Bir yetişkin
            yerine konulmayı başarmanın mükâfatıydı o çay.

               Bolu dağlarının sisler içindeki ormanlarını seyre dalmış-
            tım. Memleketime benzemeyen bir coğrafyada ilerliyorduk.

            İçimdeki hüzün yeniden nüksetti. Haritayı gözümün önüne
            getirdim. Kırmızı, mor, mavi topraklarla kaplı vadinin içinde-
            ki kasabam kilometrelerce uzaktaydı ve ben, ondan sonsuza

            kadar ayrılmıştım. Uykulu gözlerime hücum eden yaşları
            gizlemek için bakışlarımı otobüsün içine çevirdim. Sabahın
            ilk ışıkları yolcuları kendinden geçirmiş, uykunun kollarına
            atmıştı.


               İçimden bir ses, şoförün uyanık kalması gerektiğini söylü-
            yordu. Biz yolcular yolun çoğunu uyuyarak tüketmiştik. Ama
            o hep aynı noktaya bakmış, bütün gece direksiyon sallamıştı.
            Ağır ağır yerimden kalktım, öne doğru ilerledim ve saygıyla

            eğildim:

               – İstanbul’a çok var mı efendim?

               – Az kaldı.


               Gözünü yoldan ayırmadan sordu:



                                                                     9
   2   3   4   5   6   7   8   9   10   11   12