Page 11 - 9786259895239
P. 11
BİR ŞEFTALİ BİN ŞEFTALİ
Kulaklarınızı iyi açın. Küçük şeftali ağacı konuşmak
istiyor. Artık ses çıkarmayın, bakalım küçük şeftali ağacı
ne diyor. Görünüşe göre başından geçenleri anlatıyor:
- Biz yüz-yüz elli kadar şeftali bir sepette oturuyorduk.
Bahçıvan, sepetin kenarını köşesini yapraklarla örtmüştü
ki güneş narin kabuklarımızı kurutmasın, kırmızı yanak-
larımıza toz dokunmasın. Sadece yaprakların arasından
çok az yeşil bir ışık giriyor ve yanaklarımızın kırmızılığına
karışıyordu. Bu da bize heyecan veriyordu.
Bahçıvan bizi sabah erkenden, güneş henüz doğ-
madan toplamıştı. Bu yüzden hala serin ve nemliydik.
Sonbahar gecelerinin serinliği hala üzerimizdeydi. Yeşil
yaprakların arasından gelen hafif bir sıcaklık içimize
işliyordu. Elbette hepimiz aynı ağacın çocuklarıydık.
Bahçıvan her sene aynı vakitlerde annemin şeftalilerini
toplar, sepete doldurur ve şehre götürürdü. Oraya gitti-
ğinde Bey’in evinin kapısını çalar, sepeti teslim edip köye
geri dönerdi. Tıpkı şimdi olduğu gibi.
Demiştim ya, biz yüz-yüz elli kadar olgun ve sulu
şeftaliydik. Kendimi de söyleyeyim, ben de sulu ve lezzet-
liydim. Yumuşak ve incecik kabuğum çatlayacak gibiydi.
Yanaklarımın kırmızılığını görsen kesinlikle utancımdan
olduğunu sanırdın. Özellikle de yeni yıkanmış gibi üstüm-
de başımda sonbahar çiğleri vardı.
10

