Page 7 - 9786051740928
P. 7
. .. .
CINGOZ RECAI
mi?.. Ta kendisi!.. Bütün gazeteler, onun bir türlü ele geçmeyen
doğru fotoğrafları yerine tahminle yapılmış krokiler neşrediyorlar, her
tarafa muhabir ve fotoğrafçı gönderiyorlar, sözde polisten evvel izini
yakalamak istiyorlardı. Gazete satıcıları; “Arsen Lüpen İstanbul’da!..”
diye haykırdıkça ahali, savaş ilan edilmiş gibi gazeteleri kapışıyordu.
Bütün evlerde, vapurlarda, trenlerde, kahvelerde bu bahis: Vay canına!..
Meşhur Fransız hırsızı burada, aramızda ha!.. Nerede acaba?.. Şu karşı
kaldırımda paltosunun yakasını kaldırarak hızlı hızlı yürüyen, uzun
boylu, sarışın, pembe beyaz, çevik ve sinsi adam o olmasın? Belki
de şimdi tramvaydan içeri giren ve krem rengi eldivenlerini ağır ağır
çıkararak ince parmaklı, kıvrak ellerinden birini şapkasının kenarına
götüren adam odur. Yahut hususi bej renkli spor otomobil içinde,
etrafına gözlerinden birer zeki kıvılcım bırakarak geçen adam veya
biraz evvel yanınızda tütüncüden ecnebi şivesiyle bir Yenice cıgarası
isteyen!..
Arsen Lüpen İstanbul’da!..
Fakat ne münasebet. Paris gibi yeryüzünün en zengin şehrini
bırakıp da suyu çekilmiş bir limon gibi her gün biraz daha kuruyan
İstanbul’da Arsen Lüpen’in işi ne? Gazetelere bakılırsa haber, Paris’ten
geliyor. Fransız basını yazmış: Arsen Lüpen, aylardan beri, Türkiye’den
Avrupa’ya afyon ve eroin kaçakçılığı yapıyor ve Marsilya’daki teşkilatı
vasıtasıyla uyuşturucu zehirlerin Fransa’ya gizlice girmesini temin
ediyormuş. Nihayet zamanını da haber veriyorlar. Mayısın on altıncı
perşembe günü İstanbul’a gitmek üzere Fransa’dan ayrılmış. Vapurla
mı? Trenle mi? Ekspresle mi? Konvansiyonelle mi? Belli değil. Hangi
yoldan? Belli değil. Hangi hüviyet altında? Belli değil.
8

