Page 17 - 9789753811453
P. 17

Kur’ân-› Kerîm’de bu peygamberler için “Resûl” ve “Nebî” tâbirleri
                              kullan›lm›flt›r. Bâzen bir peygamber için, bu s›fatlardan her ikisi de birlik-
                              te vârid olmufltur. ‹slâm âlimleri, Nebî ve Resûl kavramlar› aras›nda fark
                              oldu¤unu söylemifllerse de, aradaki fark›n kesin çizgilerle ay›r›m›nda gö-
                                                       (9)
                              rüfl birli¤i sa¤layamam›fllard›r  . ‹slâmî literatürdeki yayg›n kabûle göre;
                              Resûl, Allah’dan  vahiy alan ve bu vahiyleri insanlara teblî¤e memur bulu-
                              nan peygamberdir. Nebî ise, tebli¤e memur olsun olmas›n, vahiy alan pey-
                              gamberdir. Buna göre, her resûl ayn› zamanda bir nebîdir; fakat her nebî
                              resûl de¤ildir. Âhir zaman peygamberi Muhammed Mustafâ sallallâhü
                              aleyhi ve sellem ise, hem resûl, hem de nebî s›fat› ile tavsîf edilmektedir.
                              O, Seyyid’ül-Enbiyâ ve’l-Mürselîn’dir.

                                                           f
                                                         f f

                                  Peygamberli¤in ve peygamberlerin kendine has bir k›s›m özellikleri
                              vard›r: Her fleyden önce peygamberler, “insanlar aras›ndan” (min enfüsi-
                                                      (10)
                              him) seçilerek gönderilmifltir  ; her peygamber, her fleyden önce bir in-
                              sand›r   (11) . Onlar, di¤er insanlardan farkl› bir bünyeye sâhip de¤ildir.
                              Kur’ân-› Kerîm’in diliyle, “onlar da yer-içer ve sokaklarda yürür”  (12) .
                                  Di¤er bir âyet de, peygamberlerin bir baflka yönüne dikkati çekmek-
                              tedir: “Senden önce de biz, kendilerine vahyetti¤imiz flehirli erkeklerden
                              baflkas›n› peygamber olarak göndermedik.”  (13) . Buna göre; bütün pey-
                              gamberler, cinsiyet bak›m›ndan erkek  (14) , ç›k›fl yeri bak›m›ndan da flehir-
                              li’dir  .
                                  (15)
                                (9)Bkz. Yaz›r, Hak Dîni Kur’ân Dili, IV, 3413-3414; Gölcük, Kelâm, s. 273-275.
                              (10) Âl-i ‹mrân sûresi, 164. âyet.
                              (11) Burada esâsen “befler” tâbirinin kullan›lmas› gerekti¤i hâlde, mâhiyeti daha önce aç›k-
                                  lanmad›¤› için bu kelimenin kullan›lmas›nda tereddüt gösterilmifltir. Maamâfih ileride
                                  bir münâsebetle “insan” ile “befler” aras›ndaki fark ve incelik üzerinde durulacakt›r.
                              (12) Furkån sûresi, 7. âyet.
                              (13) Yûsuf sûresi, 109. âyet.
                              (14) Kad›nlar›n da peygamber olabilece¤i görüflünü ileri süren ‹slâm âlimleri bulunmakta-
                                  d›r (Efl‘arî ekolüne mensup). Bunlara göre peygamberli¤i bahis konusu olan alt› kad›n
                                  flunlard›r: Hz. Havvâ anam›z, Hz. ‹brâhim’in efli ve Hz. ‹smâil”in annesi Hz. Hacer,
                                  Hz. ‹brâhim’in ikinci efli ve Hz. ‹shâk’›n annesi  Hz. Sâre, Mûsâ Aleyhisselâm’›n an-
                                  nesi, Firâvun’un efli Hz. Âsiye ve ‹sâ Aleyhisselâm’›n annesi Hz. Meryem. Bkz. Göl-
                                  cük, Kelâm, s. 278.
                              (15) Bizim  “flehirli” diye ifâde etti¤imiz bu deyimin Kur’ân’daki asl› “min ehl’il-kurâ”
                                  (flehir ahâlîsinden)  fleklindedir. Kurâ,  karye’nin ço¤uludur. Kelime, Kur’ân-› Kerîm


                                                                                       17
   12   13   14   15   16   17