Page 8 - 9786057490476
P. 8
SATRANÇ
diğine emindi. Çocuk ürkekçe baktı ve kafasını salladıktan
sonra rahibin koltuğuna oturdu. On dört hamleden sonra
polis memuru yenilmişti. Daha da önemlisi, mağlubiyetinin
ilgisizce yapılmış bir hamle sebebiyle olmadığını da kabul
etmek zorundaydı. İkinci oyun da aynı şekilde sonuçlandı.
Rahip döndüğünde gördüklerine karşı “Balam’ın eşeği!”
diye şaşkınlıkla haykırdı. Sonrasında İncil bilgisi kendisin-
den az olan polis memuruna iki bin yıl önce buna benzer
bir mucizenin yaşandığından bahsetmeye başladı. Aynı
şekilde bu mucizede de akılsız bir yaratık birden bilgece
konuşmaya başlamıştı. Rahip, saatin geç olmasına rağmen,
okuma yazmayı bile yarım yamalak bilen bu öğrencisine
düello teklif etmekten kaçınmadı. Mirko onu da kolay-
lıkla yendi. Yavaş bir şekilde, sakince ve ağır ağır hareket
ediyordu. Tahtaya doğru eğdiği kafasını ise bir kez olsun
kaldırmıyordu. Buna rağmen inkâr edilemez bir güvenle
oynuyordu, önlerindeki birkaç gün içinde de ne rahip ne de
polis memuru ona karşı bir oyun kazanmayı başaramadı.
Öğrencisinin satranç dışındaki tüm konularda ne derecede
geri kalmış oluğunu herkesten daha iyi bilebilecek konumda
olan rahip, bu alışılmamış, eşitsiz yeteneğin ne kadar zor
bir sınava dayanabileceğini gerçekten merak ediyordu.
Mirko’yu kabarık sarı saçlarını köyün berberine kestirdikten
ve insan içine çıkabilir konuma getirdikten sonra kıza-
ğıyla yakındaki küçük bir kasabaya götürdü. Meydandaki
kafenin, kasabanın satranç severlerinin uğrak yeri oldu-
ğunu biliyordu. Tecrübe ettiği üzere, kendisi bu kafedeki
oyuncularla yarışabilecek seviyede değildi. Kafenin her
zamanki müdavimleri al yanaklı, koyun derisinden yapılmış
mantosu ters çevrilmiş, yüksek ve ağır çizmeleriyle satranç
8

