Page 5 - 9789753811453
P. 5

Ö N S Ö Z


                                  ‹nsanlar aras›ndan birisini seçip onlara  p e y g a m b e r  olarak gön-
                              derme, Cenâb-› Hakk’›n de¤iflmeyen bir âdetidir. Bu, tâ ilk insan topluluk-
                              lar›ndan bafllay›p mîlâdî 610 y›l›na kadar devâm edegelen ilâhî bir uygula-
                              mad›r. Böylece insanl›¤a peygamber gönderme ifli, son peygamber olan ve
                              Âhir Zaman Peygamberi diye tan›nan Muhammed Aleyhisselâm’a kadar
                              sürdürülmüfltür.
                                  Hiç bir peygamberin peygamber olmas› bak›m›ndan birbirinden fark›
                              yoksa da, Son Peygamber, di¤erlerinden ayr› bir tak›m özelliklerle donat›l-
                              m›flt›r. Bunu Kur’ân’›n kendi ifâdesiyle söylemek gerekirse, “peygamber-
                              ler aras›nda  t e f r î k  (ay›r›m) yok, ancak  t a f d î l  (üstün tutma) var-
                              d›r” fleklinde ifâde etmek mümkündür. Nitekim Hazreti Peygamber’in
                              kendisi de, “Bana, benden önceki hiçbir kimseye verilmemifl bulunan
                              befl fley verildi” buyurarak bu durumu belirtmifltir (Buhârî, I, 86).
                                  Art›k bir daha peygamber gönderilmeyecek olmas›, bundan böyle in-
                              sanl›¤›n peygambere ihtiyâc› kalmad›¤› anlam›na gelmemektedir. Di¤er
                              peygamberlerden farkl› olarak, Son Peygamber hayatta iken, bir yandan
                              ‹lâhî Kitâb’› oluflturan vahiylerin  y a z ›  ve  e z b e r  yoluyla koruma al-
                              t›na al›nmas›yle, bir yandan da Hazreti Peygamber’in her söz ve davran›-
                              fl›n›n muhâfazas› yolunda âzamî titizli¤in gösterilmesiyle, insanl›¤›n pey-
                              gambersiz geçen günlerini peygamberli k›lman›n zemîni haz›rlanm›fl ol-
                              maktad›r.  K i t a p  ve  S ü n n e t  diye adland›r›lan bu iki mîras,  insanl›-
                              ¤a yeterli mânevî sermâyeyi te’mîn edebilecek durumdad›r. Sonraki devir-
                              lerde, art›k peygambere de¤il -kâmil mânâda- âlim ve ârife ihtiyaç duyul-
                              maktad›r.
                                  Hazreti Peygamber’in bu devaml›l›k arzeden konumu dolay›s›yledir
                              ki, hemen,  a s h â b  denen birinci nesilden îtibâren O’na karfl› gerekli ih-
                              timam gösterilmifl ve Zât-› Risâlet’le ilgili her çeflit bilgi, bir sonraki nesi-
                              le aktar›lmaya ve mümkün mertebe yaz›ya geçirilmeye çal›fl›lm›flt›r. Bu
                              sebeple, müslümanlar›n  y a z ›  ile ünsiyetleri Asr-› Saâdet’te bafllam›fl ve
                              flifâhîlikten kitâbîli¤e geçifl olabildi¤ince h›zland›r›lm›flt›r. Bu, sözlü kül-
                              türden yaz›l› kültüre geçifl sürecinin h›zlanmas› durumunu, di¤er dînlerin
                              ve ‹slâm’›n ça¤dafl› kültürlerin geliflme süreçlerinde görmek mümkün de-
                              ¤ildir. Bunda, müslümanlar› ilme ve ö¤renmeye teflvik eden âyetlerin ve
                              hadîslerin de ayr›ca büyük rolü olmufltur.
                                  ‹nsanl›¤›n bütün kesimlerini tek bafl›na temsîl eden Peygamber Efen-


                                                                                        5
   1   2   3   4   5   6   7   8   9   10