Page 4 - 9786057274496
P. 4

YALNIZ EFE
              Sabahtan beri yürüyorduk. Düşe kalka geçtiğimiz sarp
           keçi yolları bazen sel yarıntıları içinde kayboluyor, bazen
           sık fundalıklardan ayrılarak dibinde sivri sivri çam tepeleri
           görünen karanlık çukurlara sapıyordu. Ayı avına
           gidiyordum. Kılavuzum Kumdere köyünün en namlı
           nişancılarındandı. Beraber  tırmanacağımız  yüksek
           ormanlı dağların daha çok uzağındaydık. Vakit vakit ince
           bir yağmur serpeliyordu. Güneş yoktu. Nihayetsiz mor bir
           kubbeyi andıran dumanlı gökten fâniliğin geçmiş saatlerini
           hatırlatırken gamlı guguk sesleri aksediyordu. Artık iyice
           yorulmuştum. Omzumdaki tüfek gittikçe ağırlaşıyordu.
              – Biraz dinlensek, dedim.
              Kılavuzum güldü. Onun da kır çember sakallı şen
           çehresi pembeleşmişti.
              – Kesildin mi? diye sordu.
              Sırtında çiftesiyle üç günlük yiyeceğimizden başka
           benim heybemi de taşıyan bu dinç köylüye yorgunluğumu
           söylemedim.
              –  Ha biraz gayret! dedi,  yarın  başına bir  çıkalım,
           oradan öte Akkovuk’a kadar yol iyidir.
              – ...
              Yarım saat daha tırmandık. Ayaklarımızın altından
           küçük taşlar, kireçli topraklar dökülüyordu.
              Gayet büyük bir çam ağacının yanına gelince kılavuzum:

              – İşte, yarın başı! dedi.
                                                                 5
   1   2   3   4   5   6   7   8   9