Page 9 - 9786057274496
P. 9
YALNIZ EFE
geçmek ister. Bir bölük asker ondan evvel davranır,
arkadan dolaşır Akkovuk’u tutar. Bir bölük asker de
aşağıdan çıkmaya başlar. Yalnız Efe’yi tam burada
sıkıştırırlar. “Teslim ol!” derler. Yalnız Efe: “Siz askersiniz,
benim kardeşlerimsiniz, canınızı yakmak istemem.
Savulun, yoluma gideyim!” der. Dinlemezler. Üzerine ateş
ederler. Yalnız Efe birkaç askeri elinden, kolundan,
kulağından hafifçe yaralar. Tekrar: “Asker kardeşler, bırakın
beni, sizin canınızı yakmak istemem!” diye haykırır. Yine
dinlemezler. Akkovuk’tan gelip dar geçidi saran bölük de
ateşe başlar. İki ateş arasında kalınca, “Asker kardeşler,
benim yüzümden birbirinizi vuracaksınız; ben gidiyorum,
ben artık yokum, ateşi kesin, yürüyün, buluşun!” diye
haykırır. Bir zaman daha yaylım ederler. Nihayet Yalnız
Efe’nin sesi kesilince vuruldu sanarlar. Yavaş yavaş yürürler.
Dik boyunun önünü arkasını adım adım tararlar. İşte bu
çamın dibinde Yalnız Efe’nin tüfeğiyle geyik postu
seccadesinden, yeşil namaz bezinden başka bir şey
bulamazlar.
O vakitten beri Yalnız Efe’ye rast gelen yok. Yazın
yamaçlarda hayvanlarını süren Yörükler buraya her gece
nur inerken gördüklerini yemin ederek anlatırlar.”
Akkovuk’a biraz erken yetişmek için davranmak icap
ediyordu. Yağmur dinmişti. Kalktım, tüfeğin kayışını
omzuma geçirdim. İhtiyar, yemek torbasını, kebeyi
sırtlıyordu. Yürüdüm. Yarın kenarına geldim, eğildim.
Aşağısı baş döndürecek kadar derin bir uçurumdu. Yeni
geçmiş bir kâbus gecesinden kalma korkunç rüyaları
andıran parça parça sisler, birbirine karışmış çamlarla
kayaları örtüyordu. Yanıma yaklaşan kılavuza:
10

