Page 7 - 9786057274496
P. 7
YALNIZ EFE
bu lafa bütün bütün gazaplanır, fırlar. Yörük’ün kızını iyice
döver, zaptiyelere sokağa attırır.
Kız bir zaman görünmez olur.
Bir gün, sarhoş teğmen, Eseoğlu’nun verdiği bir ziyafete
giderken kafasına bir kurşun yer, hemen oracıkta can
verir. Vuranı ararlar, bulamazlar. ‘Yörük’ün kızı vurdu’ diye
bir laf olur. Ama buna kimse inanmaz. Herkes onu İzmir’e,
birinin yanına evlatlık gitti sanır. Fakat bir hafta geçmeden,
Yörük’ü öldüren korucu da vurulur, biraz sonra hükûmete
Yörük’ün davasını hasıraltı ettiren çiftlik sahibi Eseoğlu’nun
boğazlanmış ölüsünü bağdaki yatağında bulurlar. Kasabalı
ağaların çiftliklerine korucu, hergeleci, çoban gibi gelip
silahsız ahali içinde tüfekle gezen ne kadar yabancı varsa
yavaş yavaş hepsi vurulmaya başlar. İş o dereceye varır ki
yabancılar yalnız kıra çıkamaz olur; nihayet takım takım
buraları bırakırlar, kendi yurtlarına dönerler. Zalim
zaptiyeleri, köylüyü soyan memurları, rençberleri
dolandıran madrabazları hiç görünmeden öldüren bu
efenin kim olduğu bir zaman anlaşılmaz.
Malum ya, Anadolu efeleri uşaklarıyla gezerler. Hâlbuki
bu efe tek başına... Yanına uşak falan almaz. Müracaat
edenleri ters yüzüne çevirir. İşte bunun için köylüler ona
“YALNIZ EFE” derler. Tam on beş sene Yalnız Efe’nin
yüzünü kadınlardan başka kimse göremez. Dağda erkeğe
rast geldi mi, uzaktan: ‘Gözlerini yum!’ diye bağırırmış,
sonra yanına gelirmiş. Kim gözünü açarsa hemen
öldürürmüş. Gözünü açmayan erkeğe: ‘Size zulüm eden
kim? Rüşvet alan memurunuz var mı?’ diye sorarmış.
Onun korkusundan kazada kimse kötülük yapamazmış.
Zenginlere kadınlarla haber gönderir, filan fakire yardım
ediniz, filan öksüzü evlendiriniz, filan köprüyü yapınız,
8

