Page 6 - 9786057274496
P. 6

ÖMER SEYFETTIN


           karşıdaki yağmurla ıslanarak giren derin granit uçurumlara
           baktı, baktı. Sonra bana döndü:
              – Anlatayım, dedi. Ben şimdi elli yaşını geçiyorum. O
           vakit pek ufaktım. Onu gören kadınları dinledim. Kendisi
           hiç erkeğe gözükmezdi.
              – Niye gözükmezdi? diye sordum.
              – Çünkü kızdı.
              – Kız mıydı?

              – Evet.
              Hayretim hoşuna gitti. Geçmişi seven, bütün harikaları
           geçmişte sanan, geçmişi takdis eden her yaşlı köylü gibi
           masum bir şevkle hikâyesine devam etti:
              – Dağa çıktığı zaman daha on altı yaşındaymış. Babası
           gençliğinde bizim köye göçmüş, kızından başka kimsesi
           yokmuş.
              Bu adam, bir gün  nasılsa  Eseoğlu’nun çiftliğinden
           geçer. Oradaki yabancı korucuların birinde alacağı varmış,
           onu ister. Vermezler. O da galiba kötü bir laf söyler.
           Hemen zavallıyı öldürürler. Kızı duyunca babasının
           ölüsüne gider. Ağlamaz, sızlamaz. Kimin vurduğunu
           anlar. Sonra kazaya gelir, hükûmete koşar, ‘Babamı vuran
           filandır, tutun!’ der. Aldıran olmaz. Kız yine köye dönmez.
           O vakit, nereden geldiği, nereli olduğu belli olmayan
           sarhoş bir zaptiye teğmeni varmış, Eseoğlu’nun
           ahbabıymış. Kız her gün onu tutar, “Babamı vuranı daha
           tutmayacak mısın?” diye sorar. Bir gün bu sarhoş, kızcağıza
           öfkelenir, ağzını bozar, “Bir daha buraya gelirsen senin
           kafanı kırarım!” der. Kız korkmaz, zaptiyelerin yanında
           ona, “İşte bunlar da şahit olsun, sen bugün babamı vuranı
           tutmazsan ben seni öldüreceğim!” der. Zaptiye mülazımı

                                                                 7
   1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   11