Page 5 - 9786057274496
P. 5

YALNIZ EFE


              Yerler çamurdu. Çiseleyen yağmurun dallara çarpan
           damlaları derin bir fısıltı çıkarıyordu. Ben hemen çöktüm.
           Çamın kalın gövdesine arkamı dayadım. Cebimden
           paketimi çıkardım, sırtından yükünü indiren ihtiyar avcıya
           uzattım:
              – Yak bir cıgara bakalım!
              Ağır bir tavırla:

              – Burada tütün içilmez, dedi.
              Sordum:
              – Niçin? Namazgâh mı burası?
              – Hayır!
              – Ya ne?
              Başını salladı. Gizli bir şey söylüyormuş gibi yavaşça:
              – Burası Yalnız Efe’nin “sırrolduğu” yerdir, dedi.

              Serin bir rüzgâr yağmurun fısıltısını çoğaltarak esiyor,
           üstümüzde siyah bir çadır gibi açılan çam dalları titriyordu.
           Anadolu’nun bu yalçın ufuklu, bu boş, bu kayalık, bu
           korkunç tarafı, Bozdağı’na giden bu ıssız yol eskiden beri
           bir eşkıya uğrağıydı; bunu biliyordum. Ben tenha bir
           geçidin  gizli  bir  köşesinde  uyuyan  küçük  bir  köyde
           doğdum. Ger Ali’nin, Köroğlu’nun, Develi’nin, Cellav’ın
           menkıbeleri içinde büyüdüm. Bilmem onun için mi eşkıya
           hikâyelerini dinlemeyi pek severim.

              Paketimi cebime soktum.
              – Anlat bana baba, dedim, bu Yalnız Efe kim? Nasıl
           sırroldu?
              İhtiyar avcı torbasının yanına bağdaş kurdu, çiftesini
           kucağına uzattı, iri ela gözleriyle dik yarın keskin kenarına,

       6
   1   2   3   4   5   6   7   8   9   10