Page 13 - 9786259895208
P. 13

PEMBE INCILI KAFTAN


               – Ne giyeceksin?
               – Sırmakeş Toroğlu’ndaki, kumaşı Hind’den, harcı
             Venedik’ten gelme “Pembe İncili Kaftan”ı alacağım.
               – Ne! O kadar parayı nereden bulacaksın, oğlum?
               Sadrazamın şaşmaya hakkı vardı. Bir ay evvel tamamlanan,
             üzeri en nadir pembe incilerle işlemeli bu kaftanın namını
             İstanbul’da duymayan yoktu. Vezirler, elçiler, padişaha hediye
             etmek için Toroğlu’na müracaat ettikçe, o, fiyatını artırıyordu.
             Muhsin Çelebi, bu meşhur kaftanı nasıl alacağını anlattı:
               – Çiftliğimle, mandıramı, evimi rehine vereceğim;
             tüccarlardan on bin altın borç toplayacağım. İki bin altın
             atlarla hademelere sarf edeceğim. Geriye kalan sekiz bin altına
             da kaftanı alacağım.
               Sadrazam bu hareketi makul bulmadı:
               – Geldikten sonra bu kaftan senin işine yaramaz. Yalnız
             bir debdebe âletidir. Mallarını elinden çıkaracaksın. Fakir
             düşeceksin.
               – Hayır. Sekiz bin altına alacağım kaftanı altı ay sonra
             Toroğlu benden yedi bin altına geri alır. Yedi bin altınla
             ben çiftliğimi rehinden kurtarırım. Geri kalan borçlarımı
             ödeyemezsem, varsın babamın yadigâr bıraktığı mandıram
             devlete feda olsun... Devletten hep alınmaz ya! Biraz da verilir!
               – ...
               ...
               Muhsin Çelebi ile konuştukça sadrazamın hayreti
             büyüyordu. Kalbi rahatladı. İşte küstah, türedi bir hükümdara
             haddini bildirmek için gönderilecek tam bir adam bulunmuştu.
             Gülüyor, ağır kavuğunu sallıyordu. Divanın nazik, korkak,
             hesapçı çelebileri canlarıyla mallarını çok severlerdi. Bunlardan


        14
   8   9   10   11   12   13