Page 12 - 9786259895208
P. 12

ÖMER SEYFETTIN


               – Pekâlâ öyleyse, dedi. Bu habis “elçiye zeval yok” kaidesini
             kabul etmez. Bizimle rekabet davasındadır. Er meydanında
             hakkımızda yapamadıklarını bizim göndereceğimiz elçiye
             yapmak ister. İhtimal işkenceyle idam eder. Çünkü Allah’tan
             korkusu yoktur. Hâlbuki elçimize yapılacak hakaret devletimize
             demektir. Bize öyle bir adam lazım ki, hakaret görünce
             başından korkmasın... Bu hakareti aynıyla o habise iade etsin...
             Devletini seversen sen bu fedakârlığı kabul edeceksin!

               Muhsin Çelebi hiç düşünmedi:
               – Ettim efendim fakat bir şartla, dedi.
               – Ne gibi...
               – Mademki bu bir fedakârlıktır, fedakârlık ücretle olmaz.
             Hasbi olur. Devlete karşı ücretle yapılacak bir fedakârlık,
             ne olursa olsun, gerçekte şahsi bir kazançtan başka bir şey
             değildir. Ben maaş, makam, ücret filan istemem. Fahri olarak
             bu hizmeti görürüm. Şartım budur!
               – Fakat oğlum, bu nasıl olur? Onun elçisi gayet ağır
             giyinmişti. Atları, hademeleri mükemmeldi. Bizim elçimizin
             atları, hademeleri, esvabı daha muhteşem, daha ağır olmak
             icap eder... Bunlar için mutlaka hazineden sana birkaç bin
             altın vereceğiz.
               Muhsin Çelebi döndü. Önüne baktı. Sonra başını kaldırdı:

               – Hayır dedi. Hazineden bir pul almam. İcap eden
             muhteşem takımlı atları, süslü hademeleri ben kendi paramla
             düzeceğim. Hatta...
               – ...
               Sadrazam gözlerini açtı.

               – Hatta sırtıma Şah İsmail’in ömründe görmediği ağır bir
             şey giyeceğim.


                                                                   13
   7   8   9   10   11   12   13