Page 4 - 9786259895222
P. 4
KAŞAĞI
Ahırın avlusunda oynarken aşağıda, gümüş söğütler
altında görünmeyen derenin hazin şırıltısını işitirdik.
Evimiz iç çitin büyük kestane ağaçları arkasında kaybolmuş
gibiydi. Annem İstanbul’a gittiği için benden bir yaş küçük
olan kardeşim Hasan’la artık Dadaruh’un yanından hiç
ayrılmıyorduk. Bu, babamın seyisi, ihtiyar bir adamdı.
Sabahleyin erkenden ahıra koşuyorduk. En sevdiğimiz şey
atlardı. Dadaruh’la beraber onları suya götürmek, çıplak
sırtlarına binmek, ne doyulmaz zevkti. Hasan korkar, yalnız
binemezdi. Dadaruh, onu kendi önüne alırdı. Torbalara
arpa koymak, yemliklere ot doldurmak, ahırı süpürmek,
gübreleri kaldırmak en eğlenceli bir oyundan daha fazla
hoşumuza gidiyordu. Hele tımar... Bu, en zevkli şeydi.
Dadaruh, eline kaşağıyı alıp işe başladı mı, tıkı... tık... tıkı
tık... tıpkı bir saat gibi... Yerimde duramaz:
– Ben de yapacağım, diye tuttururdum.
O vakit Dadaruh beni Tosun’un sırtına kor, elime
kaşağıyı verir:
– Hadi yap, derdi.
Bu demir aleti hayvanın üstüne sürter fakat o ahenkli
tıkırtıyı çıkaramazdım.
– Kuyruğunu sallıyor mu?
– Sallıyor.
– Hani bakayım?
5

