Page 5 - 9786259895222
P. 5

KAŞAĞI


               Eğilir, uzanırdım. Fakat atın sağrısından kuyruğu
             görünmezdi.
               Her sabah ahıra gelir gelmez:
               – Dadaruh, tımarı ben yapacağım, derdim.
               – Yapamazsın.

               – Niçin?
               – Daha küçüksün de ondan...
               – Yapacağım.
               – Büyü de öyle.
               – Ne vakit?

               – Boyun at kadar olduğu vakit.
               – ...
               At, ahır işlerinden yalnız tımarı beceremiyordum.
             Boyum karnına bile varmıyordu. Hâlbuki en keyifli, en
             eğlenceli şey buydu. Sanki kaşağının muntazam tıkırtısı
             Tosun’un hoşuna gidiyor, kulaklarını kısıyor, kuyruğunu
             kocaman bir püskül gibi sallıyordu. Tam tımar biteceğine
             yakın huysuzlanır, o zaman Dadaruh:

               “Höyt!..” diye sağrısına bir tokat indirir, sonra öteki
             atları tımara başlardı. Ben de bir gün yalnız başıma kaldım.
             Hasan’la Dadaruh dere kenarına inmişlerdi. İçimde bir
             tımar etmek hırsı uyandı. Kaşağıyı aradım, bulamadım.
             Ahırın köşesinde Dadaruh’un penceresiz küçük bir odası
             vardı. Buraya girdim. Rafları aradım. Eyerlerin arasında
             bir sandık duruyordu. Onu açtım. Az daha sevincimden
             haykıracaktım. Annemin bir hafta evvel İstanbul’dan
             gönderdiği hediyelerin içinden çıkan fakfon kaşağı pırıl


         6
   1   2   3   4   5   6   7   8   9   10