Page 6 - 9786259895222
P. 6
ÖMER SEYFETTIN
pırıl parlıyordu. Hemen kaptım, Tosun’un yanına koştum.
Karnına sürtmek istedim. Rahat durmuyordu.
– Galiba acıtıyor, dedim.
Gümüş gibi parlayan bu güzel kaşağının dişlerine
baktım. Çok keskin, çok sivriydi. Biraz körletmek için
duvarın taşlarına sürtmeye başladım. Dişleri bozulunca
tekrar tecrübe ettim. Gene atların hiçbiri durmuyordu.
Kızdım. Öfkemi sanki kaşağıdan çıkarmak istedim. On
adım ilerideki çeşmeye koştum. Kaşağıyı yalağın taşına
koydum. Yerden kaldırabileceğim en ağır bir taş bularak
üstüne hızlı hızlı indirmeye başladım. İstanbul’dan gelen,
belli ki, Dadaruh’un kullanmaya kıyamadığı bu güzel
kaşağıyı ezdim, parçaladım. Sonra yalağın içine attım.
Babam, her sabah dışarıya giderken bir kere ahıra uğrar,
öteye beriye bakardı. Ben o gün gene ahırda yalnızdım.
Hasan, evde hizmetçimiz Pervin’le kalmıştı. Babam,
çeşmeye bakarken yalağın içinde kırılmış kaşağıyı gördü;
Dadaruh’a haykırdı:
– Gel buraya!
...
Nefesim kesilecekti; bilmem neden, çok korkmuştum.
Dadaruh şaşırdı, kırılmış kaşağı meydana çıkınca, babam,
bunu kimin yaptığını sordu. Dadaruh:
– Bilmiyorum, dedi.
Babamın gözleri bana döndü; daha bir şey sormadan:
– Hasan, dedim.
– Hasan mı?
– Evet, dün Dadaruh uyurken odaya girdi. Sandıktan
aldı. Sonra yalağın taşında ezdi.
7

