Page 13 -
P. 13

.     ..    .
                                                     -
                     basker    ville'lerin k   opegi
                     baskerville'lerin kopegi
           malikânesi Hugo Baskerville tarafından yönetiliyordu ve bu
           adamın, çok vahşi, aşağılık ve tanrı tanımaz bir adam olduğu
           bir gerçekti. O çevrede hiç aziz yetişmediği için bu özellikleri
           belki bağışlanabilirdi fakat onda öyle ahlâksız, kötü ve zalim bir
           kişilik vardı ki ismi bu özelliğinden dolayı Batı’da destanlaşmış-
           tı. Birgün, bu, Hugo denilen adam Baskerville malikânesinin
           yakınında toprakları olan bir çiftçinin kızına âşık oldu. Tabii
           böyle karanlık ruhlu bir adamın tutkusu aşk gibi parlak bir
           kelimeyle ne kadar ifade edilebilirse. Fakat çok namuslu ve
           iyi ahlâklı biri olan kız, adamın kötü şöhretinden korkuyor ve
           Hugo’dan hep kaçıyordu. Kendisine yüz vermediği için buna
           çok sinirlenen Hugo, kızın babası ve kardeşlerinin evde olma-
           dıkları bir St. Michael yortusu günü beş altı serseri arkadaşıyla
           birlikte çiftliğe gelip, zavallı kızı kaçırdılar. Kızı, Hall’e getirdiler
           ve üst kattaki odalardan birine kapadılar. Hugo ile arkadaşları
           her gece olduğu gibi içki âlemine başladılar.
              Aşağıdan öyle şarkılar, öyle bağırışlar, okkalı küfürler geli-
           yordu ki zavallı kızcağız aşağıdan gelen seslerden ve yaşadığı
           korkudan dolayı neredeyse aklını kaçıracaktı. Dediklerine göre
           Hugo Baskerville öyle sözler sarfediyormuş ki o sözler söyleyeni
           bile yok edecek cinstenmiş. Kız sonunda en cesur ve en cüret-
           kâr adamı bile ürkütecek bir şeye kalkışmış: Şimdi bile varolan
           güney duvarını kaplayan sarmaşıklara tutunarak saçağın altına
           inmiş. Oradan da bozkıra geçip, evin yolunu tutmuş. Hall ile
           babasının çiftliği arasında dokuz mil uzaklık varmış.
              Bir süre sonra Hugo, esirine yemek götürmek -başka kötü
           niyetleri de vardı herhâlde- bahanesiyle konuklarından ayrılmış.
           Hugo odanın kapısını açınca bir de ne görsün: kafes boş, kuş
           uçup gitmiş. Bunun üstüne başına cinler üşüşmüş gibi mer-
           divenlerden paldır küldür inip yemek salonuna girmiş, büyük
           masanın üzerine sıçrayıp, şişeleri ve tabakları etrafa fırlatmış.
           Herkesin önünde, kendisinden kaçma cüreti gösteren şırfıntıyı

                                                              13 13
   8   9   10   11   12   13   14   15   16   17   18