Page 8 - 9789753810197
P. 8
GÖNÜLLERDE İLÂHİ FAZLAR
Elest meclisinde Efendimiz hamd niyazı ile tüm ev renleri
tükenmişlikten kurtarınca, onun enfusunda bir nur doğdu.
Bu nur tüm evrende parladı, henüz haşyette kalıp da paniğe
kapılmayan varlıklar onun ışığıyla canlandı ve «Beli (evet)»
niyazına katıldı.
İşte o anda Allah:
Levlâke levlâk, lemmâ halaktü’l-eflâk (Sen olmasay-
dın, sen olmasaydın felekleri yaratmazdım) emri ile
gönül leri yarattı. Benlik kasırgasından kurtulanlar nûru
Mu hammedi ile özlerinde ilâhi hikmeti sezdi ve böylece gö nüller
doğdu.
Peki gönül nedir? Sırrı Muhammedi’yi arayan, sonra onun
nurunu bularak enfüsümüzü, özümüzü bulan müthiş bir güzel-
liktir. İnsan, küçük âlem olan semalara bakınca, nasıl ışık
ışık galaksileri, güneşleri seyrediyorsa; büyük âlem olan gönle
bakınca da nice galaksiler, güneşler sey reder. Bunlar Efendi-
mizin nûru ile can ve ışık bulan Ehli beyt ve Ashâbı güzin’dir.
Onları seyretmedikçe gönül se masını farketmek imkânsızdır.
Nûru Muhammedî’nin ışığı bir gönülde yanınca o an da
Allah güzelliği gönle yansır. Aslında ilâhi aşk enfuslarda Nûru
Muhammedi’yi seyr coşkusu ile gönlü sarar. Bu anda gönüller
sema fazına geçer.
Gönüllerde aşk doğunca; ilâhi tecelli mi, Nûru Mu hammedî
mi yansımıştır? Bunu çözmek imkânsızdır. Bu nedenle mânâ

