Page 63 - 9789753811705
P. 63
Yahudi bilim adamları çeşitli bilim dallarındaki başarılarını Tevrat ve yorumlarına borclu olduklarını çok iyi bilirler. Ve kendi ara-
larında itiraf ederler.
Cenab-ı Hak, bu gerçekleri hatırlatarak; «Kitabınızı ve Furkan’ı size vermemin asıl nedeni; Kur’an’ı görünce büyük gerçeği fark
edip hemen iman etmeniz içindir» buyuruyor.
Daha önceki âyetlerde geçtiği gibi, Yahudi bilim adamları Kur’an’ı bilerek inkâr etmektedirler. Tıpkı Mûsa devrinde bile bile bu-
zağıya tapmaları gibi! Nitekim 54’ncü âyet bu gerçeği biraz daha açmaktadır.
Âyet 54: «Bir vakit Mûsa kavmine dedi ki: ‘Ey kavmim! Cidden siz o buzağıya tutkunluğunuzla kendinize zulmettiniz.
Gelin bârinize dönün. Tövbe edin de, nefslerinizi öldürün. Böyle yapmanız, bâriniz yanında sizin için hayırlıdır.’ Bu suretle
tövbenizi kabul buyurdu. Gerçekten o, öyle Tevvab öyle Rahîmdir.»
Bu âyet-i kerime üç ilâhî esmayı tanımlamaktadır. Bu esmaların hikmetini çok ince bir şekilde kavramalıyız. Zira o esmalardan
yararlanmamızın yolu böyle bulunabilir.
Âyetin ikinci özelliği; mânâ ilimlerinin temeli olan, nefsin öldürülmesini tanıtmaktadır.
Yine âyetin üçüncü mesajı; dünya ve altına tapanların, bu çıkmazdan nasıl kurtulacaklarını anlatmaktadır.
Önce Mûsa’nın ağzında, buzağı tutkunlarının doğru yola çağrılışındaki hikmetleri inceleyelim:
1) Âyet önce buzağı tutkunluğunun (altına tapma ve dünyaya meylin) bizi ilâhî nîmetlerin en güzeli olan cennetten alıkoyduğunu;
bu nedenle nefsimiz için büyük zulüm olduğunu tekrar vurguluyor.
2) İkinci olarak, «Bârinize dönün» buyuruyor. «Bâri» ilâhî sıfatı, eksiksiz yaratan demektir. Âyette «Rab», «Rahman» denmeyip
de «Bârinize dönün» buyurulması çok önemlidir. Olay Mûsa devrinde geçtiğine göre Tevrat’ta sık sık geçen «Rahmân» ve «Rab»
esmaları yerine «Bâri» esması özellikle seçilmiştir.
Bâri olan Rabbimizin hilkatteki nâmütenahi san’atı, yaratılışın eksiksizliği gün gibi âşikâr iken; siz dünyanın aldatıcı ve eksiklerle
dolu olan para cazibesine nasıl takılıp kalıyorsunuz?
Bârinize dönün. Mutlak ve gerçek yaratıcıya dönün.
3) Âyet, yanlıştan Allah’a dönüşün ilk şartı olarak tövbeyi emrediyor. Bu emir hepimiz için daim geçerli bir kuraldır.
Yanlışlardan, özellikle dünya meylinden Allah’a dönmenin ilk şartı tövbedir. Tövbenin aslı, hatasını tesbit edip, Allah’tan affını
istemektir.
«Estağfurullah» ifadesiyle cân-ı yürekten kusursuz Rabbimize, Bârimize dönüş en iyi tövbe şeklidir.
Her insan kendi lisanından:
«Aman yâ Rabbî», «Aman yâ Bâri» ile başlayan bir cümle ile Rabbinden özür diler. Ayrıca da «Estağfurullah» kelimesini sık sık
ve tekrar tekrar söylemelidir. Tövbenin süslü dualar yerine çok içten yapılması önemlidir.
4) Âyetin, tövbeden sonra gelen emri ise; hem çok önemli, hem de çok güç bir eylemdir. Dikkat ederseniz âyet: «Buzağıya (altı-
na) tutkunluğunuz» diye başlamıştır.
Şu hâlde maddeye, paraya esir olan, tutkun olan herkes bir açıdan buzağıya tutkunluk gafletine düşmüştür. Ve âyet bu eylemde
olan herkes için geçerlidir. Bu hastalık en ağır beşerî derttir. Altına tapma derdinin tedavisi çok zordur. O hâlde ancak nefsin öldü-
rülmesiyle maddeye tapma gafletinden kurtulabiliriz.
5) Nitekim âyet bundan sonraki cümlesinde nefsi öldürmek sizin için zordur. Fakat hayırlı ve güzel olan bu zor işi başarmaktır
anlamına:
«Böyle yaparsanız Bâriniz yanında hayırlı olursunuz» buyuruyor ve ilâve ediyor:
6) «Allah bu suretle tövbenizi kabul buyurdu.» Demek ki Mûsa’nın kavmi içinde buzağıya tutkunluktan sonra tövbe edip, nefsini
öldürenler affedildi.
Ondan sonra da tarih boyunca bu yasa devam etti durdu.
Tövbe eden, nefsini öldüren altın’a tapmaktan kurtuldu.
Şimdi çok önemli bir bahse geliyorum. Nefsin öldürülmesi ne demektir ve nasıl yapılabilir? Gerçi siz okuyucularım için hazırla-
makta olduğum «Manâdan kırk Ders» konulu kitabımda bu konuyu müstakil olarak anlatacağım. Ancak, burada bir özet yapmak
istiyorum:
a) Âyetten de net bir şekilde anlaşılacağı gibi, nefsin öldürülmesinden murat; onun buzağıya (altına) tutkunluğunu yok etmek
eylemidir.
b) Nefsin öldürülmesi, dünya ile ilgi kesme değil, dünyaya tutkunluk ve ram olma eyleminin yok edilmesidir. Nefsin dünya ile
ilgisinin kesilmesi, kulluğun ortadan kalkması gibi bir olaydır ki; kesinlikle makbûl-ü ilâhî değildir.

