Page 61 - 9789753811705
P. 61

Yahudiler ve nefs-i emmare hayat boyu para ve maddî güçlere inanmışlar, tapmışlardır. Dikkat ederseniz âyette:

            a) O gün kimsenin adına maddi-mânevi bir şey ödenemez.

            b) Kimseden şefaatçi kabul edilmez. Dünya’da hep birbirine bağlı dernekler ve ticarî sistemlerle alıştığınız kolaylıklar, torpiller o
         gün bitmiştir.
            c) Bu dünyada olduğu gibi, para ve diğer maddî unsurlarla kimse kurtarılamaz, buyuruluyor.


            Dikkat edin, Yahudilerin ve nefs-i emmarenin dünya hayatını kolaylaştırmak için kurdukları sistemler, 14 asır önce aynen haber
         veriliyor.

            Tarihin akışı içinde böyle bir günün benzerini, provasını Yahudiler Hitler devrinde yaşadı. Ruh hastası bir sapık olan Hitler onlara
         akıl almaz zulümler getirdi. Ona bile şefaatçi bulamadılar.

            Bütün nefs-i emmarler için bu olay bir ibrettir. Nefs, kıyamete inanmadığı için; bu ilâhî ihtar karşısında «Adam sende» diyebilir.
         Ancak, Allah öyle bir sayfayı dünyada da çeşitli savaşlarda yaşatarak, nefse: «aklını başına topla» ihtarı yapıyor.

            Âyet 49: «Hatırlayın ki: bir vakitler (sizi) âli Firavun’dan kurtardık. Size azabın kötüsünü yeğliyorlardı; oğullarınızı bo-
         ğazlıyorlar, kızlarınızı diri diri tutmak istiyorlardı ve bunda, size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı.»

            Hz. Yusuf zamanında, Mısır’a büyük bir itibar içinde yerleşen Yahudiler, zaman içinde Mısır iktidarının zulmüne uğradılar ve kö-
         leleştiler. Bu süre Hz. Yûsuf’tan 700 ilâ 1000 yıl sonraya rastlar. 48’ nci âyetten sonra özellikle tarihten bu örneklerin hatırlatılması
         çok ilginçtir.

            Bilindiği  gibi  o  zamanki  Yahudi  bilginleri  Hz.  Mûsa’nın  geleceğini  hissetmişler  ve  Yahudi  kölelere  müjdelemişlerdi.  Ancak,
         Firavun’un kâhin ve sahirleri de rüya kanalıyla Mûsa’nın geleceğini öğrendiler. (İlerdeki âyetlerde ayrıntıları anlatacağım). Firavun,
         bunun üzerine Yahudi erkekleri kadınlarından ayırdı. (Mûsa anne karnına düşmesin diye). Sonra da, rüyanın görüldüğü andan iti-
         baren doğan Yahudi çocuklarından erkek olanları öldürttü. Kız olanları fahişe ve cariye olarak yetiştirmek için sağ bıraktı.

            Burada mânâ ilimleri açısından çok önemli bir incelik vardır. Allah, âyetin son cümlesinde diyor ki:

            «Firavun’un yaptığı bu iğrenç zulüm, onun gücünden gelen bir tasarruf değildir. Benim, sizin için açtığım bir imtihan sahnesidir.»

            Bu mesaj; İslâm’ın temel kader kavramının beyanıdır. Çünkü, birçok bâtıl inançlarda şer olan şeylerin şeytan ve nefs tarafından
         yapıldığı sanılır. Hâlbuki, İslâm inancında hayr da, şer de ilâhî takdirin hükmüdür.

            Kıymetli okuyucularım, âyetteki bu inceliği hiç unutmayınız.

            Nitekim Mûsa’yı öldürmek için yüz binlerce Yahudi çocuğunu öldürten Firavun, Hz. Mûsa’yı kendi sarayında eliyle beslemiştir.

            Ey Nefs! Aklını başına al. Sen imana ait her şeyi yok etmek için envai çeşit tedbirleri alır; fesatla, yayınlarla onu yok etmek ister-
         sin! Hâlbuki farkında olmadan onu, gerçeğin habercisini ellerinle büyütür beslersin.

            Âyet 50: «Ve bir vakitler sizin sebebinize denizi yardık. Sizi kurtardık ve âli Firavun’u boğduk. Sizler seyrediyordunuz.»

            Âyet Hz. Mûsa’nın, Yahudileri Mısır’dan çıkarırken onları yakalamak ve imha etmek üzere gelen Firavun’un ve ordusunun, ilâhî
         mûcize olarak nasıl sulara garkedildiğini bildiriyor.

            Olay, Fantus isimli Firavun devrinde Suveyş civarında ceryan etmiştir. Muhyiddin Arabî Hazretlerine göre, Cebrail, Suveyş böl-
         gesinde toprağı yarmış, Firavun ve adamları boğulduktan sonra toprak tekrar eski durumuna gelmiştir. Firavun’un cesedi de ibret
         için aynı bölgede yıllar sonra bulunmuştur.
            Bu olayı bütün Yahudiler gözleriyle görmüşlerdir. Yahudi kavramında nefs-i emmare çılgınlığına bakın ki; bu kavim aşağıdaki
         âyette göreceğimiz gibi, bu açık ilâhî mûcizeye rağmen buzağıya tapmıştır: «Görmediğimiz Allah’a iman edemeyiz» demiştir!

            Âyetin enfusî mânâsında: Gönle girip, onu yok etmek isteyen nefsi, Allah dünya telâşı içinde boğar; Firavun’un boğuluşu bu sırrı
         yansıtmaktadır. Firavun’un, Yahudi çocuklarını öldürmesi ise; nefsin, gönle düşen sevgiyi daha gelişmeden boğmasını temsil eder.
         Firavun, toprak yarılıp deniz hücum edince, Hz. Mûsa’ya yalvarmış «Beni kurtar, iman edeceğim» demiştir. Tövbe kapısı kapandığı
         için Mûsa bu yalvarışa aldırış etmedi.

            İslâm tasavvufunda, bu hadisenin zuhuru sırasında tövbe kapısının ne zaman kapandığı tartışma konusu olmuştur. Konu ile
         ilgili âyetlere göre; mânâ perdesinin açılıp gerçeklerin göründüğü an, tövbe kapısı kapanmıştır. Diğer bir âyete göre Hulkumdan
         (hançerinin üst kısmından) son nefes çıkana kadar tövbe kapısı açıktır.

            Ancak, mânâ yüceleri derler ki: Bu âyet, (son nefesle ilgili âyet) Efendimiz’in yüzüsuyu hürmetine verilen sonsuz lütûf ve kere-
         minin bir simgesidir. Önceki şeriatta tövbe kapısı mûcize ile beraber kapanmıştır.

            Hz. Mevlâna, «Fahr-ı Kâinat Efendimiz olsa son anda Firavun’un yalvarışını kabul ederdi» buyurmuştur.

            Âyet 51: «Ve bir vakit Mûsa’ya kırk gece vaat verdik. Sonra siz onun ardından buzağıya tutuldunuz! Zulmediyordunuz.»

            Bu âyet insanın yapısal eğiliminin en can alıcı hikâyesini dile getiriyor. Önce bu hikâyeyi; Mûsa döneminde Yahudilerin buzağıya
   56   57   58   59   60   61   62   63   64