Page 62 - 9789753811705
P. 62

tapma hikâyesini özetleyelim.

            Hz. Mûsa, Tûr’a on emri almak üzere gittiğinde; ki bu süre kırk geceydi, kavmi içinde, Samirî isimli bir kimse halka bir buzağı
         mabut (put) yapacağını ve onun konuşacağını bildirdi. Bunun için özel bir kap hazırlayarak, halka altın ziynetler getirmelerini duyur-
         du. Herkes altınlarını getirdi. Sonra Samirî onları eritti ve içine kendi sakladığı bir toprağı da attı. Bu sıvıyı bir buzağı kalıbı hâlinde
         dondurdu. Halk toplandı. Altın buzağıdan acayip sesler çıktı. Bazı kayıtlara göre altın buzağı konuştu. Yahudiler altın buzağıya tabi
         oldular, ona taptılar.

            Mânâ yüceleri, Samirî’nin heykele kattığı toprağın, Firavun’un suya garkedilişi sırasında Cebrail’in yardığı toprağın Samirî tara-
         fından alınıp saklandığını nakletmişlerdir.

            Mûsa döndüğü zaman, kavminin hâlini işitince önce inanmadı, inanmak istemedi. Hatta:

            «Ancak gençler bu saçmalığa katılmıştır. Yoksa Firavun’un boğulma mûcizesini, benim Firavun’un sihirbazlarına karşı göster-
         diğim Âsa mûcizesini görenler, hiç hakikatten döner mi?» dedi. Sonra birkaç istisna dışında herkesin buzağıyı mabud edindiğini
         öğrenince dili tutuldu. Hatta: «Fitne sendendir» diye Rabbine şaşkınlığını ifade etti.

            Bir tarihî hikâye sandığımız bu olay, insanın psikolojik eğilimlerinin temeli, aynı zamanda en çirkin yanıdır. Çevremizdeki bunca
         ilâhî mûcizeyi görmezlikten gelir, sonra altın buzağıya taparız; yani para ve servete!

            İşte, bu nefis hikâye, âyette bu nedenle yer almıştır.

            Burada bazı ince noktaları vurgulamak istiyorum:

            1) Dikkat ederseniz, âyet buzağıya taptınız demiyor. Onu ittihaz ettiniz, ona tabi olup, onu mabud gibi varsaydınız diyor.

            Bunun anlamı: Hem gerçek Allah inancında imiş gibi görünüyorsunuz, paraya tapmanın çirkinliğini fark ediyorsunuz, hem de her
         şeyinizle ona tabi duruyorsunuz, demektedir.

            2) Buzağının konuşması, para ve altının zahiri etkinliğini sembolize etmektedir.

            3) Âyette emredildiği gibi; ilâhî saltanatın sonsuz gücü, kaderin kaçınılmaz gerçeğine rağmen, altın’a tapma gerçek bir zulümdür.
         Burada zulmün üç mânâsı vardır:

            a) Kendini karanlıkta bırakmak.

            b) Altına taparak zalimleşme. Zira paraya tapma mutlak zulmün temel kaynağıdır.

            c) Altına taparak kendinize zulmediyorsunuz, çünkü kendinizi cennetten mahrum edip, cehenneme sevkediyorsunuz!

            Âyet 52: «Sonra sizi affetmiştik. Gerekti ki şükredesiniz.»

            Görüldüğü gibi âyet, bu olaydan sonra o kavmin tekrar affedildiğini, buna karşılık acele şükre geçmeleri gerektiğini vurguluyor.
         Asıl önemli cihet âyetin hepimize verdiği şu mesajdır:

            «Ey insanoğlu! Siz zaman zaman altın buzağıya tabi oluyorsunuz. Ben sizi affediyor; kahretmiyorum. Derhâl hamde ve şükre
         dönün!»

            Buzağıya tapmaktan, ona tabi olmaktan nasıl kurtulacağımızı 54’ncü âyet dile getirecektir:

            Ancak bu altına, paraya tapmaktan vazgeçiniz. Allah’a daim şükrediniz. 51’nci âyetten anlıyoruz ki; sapıklık, yalnız buzağıya
         tapmak değil, onu ittihaz etmek, yani ona ram olmaktır. Bunu hiç unutmayınız.

            Ve Âlem-i İslâm, hep bu olayları tarihte kalmış Benî İsrail hikâyeleri sanma gafletine düştüğü için bu hâle gelmiştir.


            Veyl!! Kur’an’ın levh-i mahfuz sırrını görmezlikten gelenlere.

            Veyl! Tüm Kur ‘an tefsirini sadece sebeb-i nüzûl zahirinde arayanlara.

            Ve veyl! Hâlâ devrimizde Kur’an’ı bu gaflet içinde seyredip; onun incelikleri ortaya çıktıkça anlayışsızlıkta ısrar edenlere. Çağın
         Kur’an mûcizesi yolunu tıkayanlara; tarihî gaflette devam etme ısrarına çaba sarfedenlere.

            Âyet 53: «Ve bir vakit Mûsa’ya o kitabı ve Furkan’ı verdik. Gerekti ki doğru gidecektiniz.»


             Hz. Mûsa’ya verilen iki hidayet unsuru dile getiriliyor. Birincisi bilindiği gibi Tevrat’tır. Furkan diye bahsedilen mesajın doğrudan
         doğruya Tevrat olarak kabul edilmesi doğru olmaz. Bilindiği gibi Mûsa’ya hem Tevrat, hem suhuf verilmiştir. “On emir” olarak da
         bilinen suhufun Furkan olması düşünülmelidir. Furkan: gerçekleri bâtıldan ayırıcı mesaj, bilgi kitabı demektir. Nitekim yüce kitabı-
         mızın bir ismi de Furkan’dır.

            Yahudilerin gerek «On emir», gerekse Tevrat ve yorumlarını çok iyi bildikleri; hatta Tevrat’ın çeşitli yorumlarını çok okudukları
         bilinmektedir.

            Bugün fizik, ekonomi, tıp dallarında bile bilim adamları birçok konularda Tevrat tefsirlerine başvururlar. Hatta uzay filmlerinin
         çoğu, Tevrat bilgilerine göre hazırlanmıştır.
   57   58   59   60   61   62   63   64