Page 59 - 9789753811705
P. 59

«Allah, ben onlara yakınınızdan sana benzer bir peygamber vereceğim.»

            «Rabbi Teâlâ Tur-i Sîna’da geldi. Bize saireden tulû etti. Faran dağlarında zuhur edecek.»

            b) İnanmayanların ilki olmayın. Asr-ı saadette İslâmiyet’in ilk zuhurunda Yahudiler müşrikleri tahrik ediyorlardı (Davud ve fahişe
         kızı Sara). İsrail âlimleri ise gerçekler karşısında susuyorlardı.

            Bu âyetten sonra aklı başında Yahudi âlimleri Müslüman oldu.

            c) Yahudilerden bu gerçeklere rağmen İslâm olmayanlar sırf para menfaati dolayısıyla inkâra düşmüşlerdir.

            İslâm’ı kabul etmeyenler üç beş kuruşa âyetleri değişen şaşkınlardır. Çünkü İslâmiyet yardımsız serveti meşru saymıyordu.

            d) Âyetin son cümlesinde: «Hâlâ tereddüt ediyorsanız benden sakının» buyuruyor. Âyette “iyyâ” tanımı ile geçen «Benden sakı-
         nın» emri; «Benden bu kez özellikle, şiddetle sakının» anlamınadır.

            Bu sert emrin nedenleri 54’ncü âyete kadar açıklanacaktır. Çünkü Yahudiler çok isyan edip, mükerreren (tekrar tekrar) afv olmuş-
         lardır. Allah: “Bu kez isyanınız eskilere benzemez” diyor.

            Âyet 42: «Hakkı bâtıla bulamayın. Bile bile hakkı gizlemeyin.»

            Bu âyet 14 asırdır geçerlidir. Ve Yahudiler imanda, dini; gerçek ve din tarihi konusunda ta asr-ı saadetten beri gerçeği bile bile
         gizlemiş ve hakkı bâtılla karıştırmışlardır.

            Âyetin en büyük mûcizesi ise, Yahudilerin tarih boyunca hakkı bâtılla karıştırarak bile bile gerçeği saklamalarıdır. Aslında bu âyet
         14 asır boyunca ikaz etmiş; biz ise dünyadan, Kur’an’dan habersiz yaşamışız.

            Şimdi ben, bu âyeti görmezlikten geldiğimiz için düştüğümüz hataları tek tek özetlemek istiyorum:

            a) Yahudilerin, müsbet ilimlerde hakkı bâtılla karıştırması ve bilerek hakkı gizlemesi:

            Fizik, kimya ve biyolojide sayısız Yahudi bilim adamı yetişmiş, ilâhî gerçekleri görmüş, buna rağmen ilimde yeri olmayan evrim
         gibi safsataları bile bile ilme katmışlardır. 19’ncu yüzyıldan beri bu bilim dallarında patron, Yahudiler olmuştur. Ve gizledikleri ger-
         çekleri yalnız aralarında konuşmuşlar; insanlara ise bâtılla karıştırdıkları ilmi öğretmişlerdir. Aralarından çıkan haysiyetli ilim adam-
         larının gerçekleri söylemelerine rağmen, bunları da gözden uzak tutmaya muvaffak olmuşlardır.

            b) Ekonomide hakkı bâtılla karıştırma ve bile bile gerçeği saklama:

            Gerek kapitalist, gerek marksist ekonomi doktrinlerinin tüm kurucuları Yahudidir. Her iki doktrinin insanlara mutluluk getirmeye-
         ceğini bile bile saklamışlar, o doktrinlerin yanlışlarını insanlara bir türlü anlatmamışlardır. Örnek vermek gerekirse:

            1) Marksist ekonomi, insanların özündeki gayret ve sevgiyi yok ettiği için çıkmaza mahkûmdur. Çünkü insanların birbirini sevme-
         si ve bunun için de birbirine muhtaç olması gerekir.

            2) Kapitalist ekonomi ise, toplumda «Karides öldüren» bir sömürü sistemidir. Bu tanım, bendenizin zekât âyeti yorumundan bul-
         duğum bir tanımdır. Şöyle ki:

            Kapitalist sömürü, toplumun en alt katındaki fakiri öldürür. O ölünce zaman içinde küçük tüccar ve esnaf ölür. Esnaf ölünce, ya-
         vaş yavaş iflas toplumun en üst katına kadar yayılır. Ve toplum mutlak çıkmaza girer. Tıpkı bir denizde karides gibi küçük canlının
         yok olması hâlinde, nasıl sonuçta tüm balıklar ölürse; kapitalist sistem de, böyle karides öldüren sistemdir.

            c) Politikada gerçeği gizleme ve hakla bâtılı karıştırma:

            Yine tümü Yahudi bilim adamlarınca kurulan dünya politikası karşıt kuvvetleri mücadele ettirerek toplumları yönetme esasına
         dayanır. Hâlbuki bu tarz mücadele, sonunda toplumlarda gittikçe yayılan çatlama ve kavga yaratır.

            Toplumlara ışık tutacak düşüncelerin birleştirici, ancak rekabet sınırında farklı olması gerekir. Hâlbuki bunun tam tersi tüm dünya
         milletlerine telkin edilmiş ve âdeta toplumlar bu çarpıklığa alıştırılmıştır. Üstelik Tevrat, bu çarpık politikayı yasaklamıştır. Dolayısıyla
         Yahudi bilim adamları bile bile gerçeği saklamaktadırlar.

            Âyet 43: «Hem namazı doğru dürüst kılın ve zekâtı verin. Rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin.»

            Yahudilere, tekrar dinlerinin temeli olan namaz ve zekât hatırlatılıyor. İslâmiyet’in onlar için kaçınılmaz bir yol olduğu bildiriliyor,
         bir yandan da onların İslâm’dan kaçma nedeninde dinlerinin temeli olan namaz ve zekâttan kaçma olayının varlığı vurgulanıyor.

            Daha önemlisi Yahudiler gerçek namaza çağrılıyor. Yahudi namazlarında rükû yoktur. Allah; Yahudilere, önceki âyetlerde değin-
         diğimiz gibi hidayet çağrısı yaparak, «Müslümanlara verdiğim mükemmel namaz nîmetine koşun» buyuruyor.

            Âyet 44: «Nâsa iyilik emreder ve kendinizi unutur musunuz? Hâlbuki kitap okuyorsunuz, hâlâ akletmiyorsunuz.»

            Bu âyetle; 40’ncı âyetten bu âyete kadar olan mesajlara, bir başka açıklık daha getiriyor. Yahudileri, gerek Tevrat’ı çok iyi bil-
         diklerinden, gerekse pek çok ilmî kitap okudukları ve akıllarının da mükemmel olduğu hâlde; halkı uyarmamakla suçluyor. Yine
         Yahudilerin genel bir propaganda usulleri vardır. Herkese iyilik hocalığı yapar, fakat kendileri okuduğu bilgileri uygulamaz; kulluk
         görevlerinden, özellikle nifaktan kaçarlar. Meselâ, hem barış propagandası yaparken, hem de yeryüzünün bütün silâh fabrikalarının
   54   55   56   57   58   59   60   61   62   63   64