Page 60 - 9789753811705
P. 60

sahibi onlardır.

            Sosyal adalet propagandası yapar, kendisi tam bir sömürü uzmanıdır.

            Çevre sağlığını koruyun der, en tehlikeli üretim merkezlerini işletir. Hele bunları, geri kalmış ülkelerde ise, en ufak tedbir almadan
         yürütür.

            Âyet 45: «Sabır ve namazla yardım isteyin. Gerçi bu haşyet duymayanlara ağır gelir.»

            Bilenlerin hakikati hem gizlememeleri, hem kendilerinin uygulaması emredildikten sonra; bu kez Allah’tan bir yardım dilemenin
         ana ilkesi tüm insanlara açıklanıyor: Namaz ve Sabır.

            Ancak sabır ve namaz kolay değildir. Münhasıran Allah’a haşyet duyanlara has bir gönül rahatlığıdır. Namazla sabrın yan yana
         zikredilmesindeki hikmete gelince: İnsan için en zor kulluk vazifesi sabırdır. Sabır ise ancak namazla kazanılacak bir ahlâktır.

            Namazın bu hârika kulluk sırrını kazandırması için; gönlün huşû ile, ağır gelmeden, namaz kılması gerekir.

            Duaların anahtarı olan bu âyeti çok ciddi şekilde öğrenmemiz gerekiyor. Duanın kabûlü için temel şartları âyet kesin çizgilerle
         bildirmiştir:

            1) Huşû ile (haşyet duyarak) namaz kılmak.

            2) Bu sayede sabır ahlâkı kazanmak.

            3) Bir olay karşısında önce sabretmek, sonra Allah’tan istemek.

            Burada önemli olan bildiğiniz gibi huşû sırrıdır. Şimdi bu tanım net olarak açıklanacak:

            Âyet 46: «Onlar ki, (namazda) kendilerini gerçekten Rablerine kavuşuyor ve gerçekten O’na dönüyor sayarlar ve (namazı) böyle
         bir huşû ile kılarlar.»

            Âyet, «huşû ile namaz kılma» kavramını açıklıyor. 45-46’ncı âyetler tüm insanlara fevkalâde önemli anahtar mesajlardır. Dua-
         nın, isteklerin kabûlü ancak huşû ile namaz kılma ve sabır ahlâkı ile yücelme şartına bağlıdır. Şu hâlde, bizim namazı huşû ile kılıp
         kılmadığımızı iyi fark etmemiz gerekiyor.

            «Haşiîn» dediğimiz huşû ile namazın iki anahtarı var:

            a) Namaz sırasında kendini Rabbine kavuşuyor sanmak. (Âyette zannetmekteler diye geçiyor.)


            b) Namazda kendini Rabbine dönüyor sanmak.
            Şu hâlde açıklama getirmemiz gereken nokta; “Rabbine kavuşuyor” ile “Rabbine dönüyor sanma” kavramlarıdır.


            Dikkat ederseniz böylesine bir namaz, bizzat Rabbine kavuşmak değil; kavuştuğunu sanmak tanımı ile dile geliyor.

            Namazda haşiîn olan bir kul, dünya vesvesesinden tamamen arınıp Rabbine dönecek ve Fâtiha sırrına erecektir. (13)

            Daha önceki âyette Yahudilere «Siz de, namazda rükû edin» emri; gerçek namazda rükûnun otomatik ve kaçınılmaz şekilde
         doğması sırrını vurguluyor. Elbette böyle bir namaz güçtür. Ne çare ki, âyet çok açık şekilde haşiîn sınıfı insanların sabra erebile-
         ceğini ve de dua ve isteklerin ancak ondan sonra kabul olacağını bildiriyor.

            Âyet 47: «Ey İsrailoğulları! Size in’am ettiğim nîmeti ve vaktiyle sizi âlemlerin üstüne geçirdiğimi hatırlayın.»

            Bu âyetin zahiri mesajı; Allah’ın Yahudilere Filistin’de ağaçlarda verdiği helva ve bıldırcın mûcizesi ile, Firavun’un zulmünden,
         kölelikten kurtararak millet olma nîmetini temsil etmektedir.

            Ancak, âyet çağımızdaki yorum sırrı muhteşem bir Kur’an mûcizesidir. Önce de değindiğim gibi, «Benî İsrail» kavramı ile, «İsrail
         devleti» farklı şeylerdir. Ve yorumunu yaptığımız âyet dahil olmak üzere, bu âyetlerin hiçbiri ile İsrail Devleti’nin ilgisi yoktur. Hitap
         genelde dünya Yahudilerinedir.

            Önceki âyetlerde değindiğim gibi Allah’ın İsrailoğullarına birçok sahada üstünlük verdiği bilinmektedir. (İlim, ekonomi vs.) Yahu-
         diler bu üstünlüğe bağlı olarak daima nîmet bolluğu içindedir. Âyetin kapsamı daha da geniş olarak nefs-i emareyi içine almaktadır.
         Zahirde nefs-i emarede bir üstünlük gücü vardır.


            Bu özellik dünyadaki hayat câzibesinin bir aldatmacasıdır. Hakka dönmeyenler için bu üstünlük bir felâket habercisidir. Nitekim
         Hitler’in Yahudi trajedisinin altında yatan neden; Alman Yahudilerinin toplumdaki üstünlük ve kıskançlığı körükleyen zenginliğidir.

            Tarihin muhtelif devirlerinde Yahudiler, bu üstünlük yüzünden çok ıstırap çekmişlerdir. Fertlerdeki nefs-i emmare başarısı da
         böyledir. Daima haset ve kıskançlığı üzerine çeker ve sonunda felâketlerine sebep olur.

            Âyet 48: «Ve öyle bir günden korkun ki; kimse kimseden bir şey ödeyemez, kimseden şefaat de kabul edilmez, kimse-
         den fidye de alınmaz. Hem onlar kurtarılacak da değildirler.»

            Âyetin zahiri mânâsı Yahudi ve nefs-i emare için çok nettir. Hiçbir maddî gücün geçerli olmadığı mahşer hatırlatılmaktadır.
   55   56   57   58   59   60   61   62   63   64