Page 78 -
P. 78

Sherlock Holmes
                          Sherlock Holmes
           selâmlayıp birkaç söz söylemek üzereydim ki onun bir anlam
           veremediğim sözleri, düşüncelerimi başka yöne çevirdi.
              “Dönüp gidin.” dedi. “Durmayın, dönün Londra’ya.”
              Aptal aptal bakakaldım. Bana doğru çevrili gözlerinden ateş
           fışkırıyordu, ellerini sinirli sinirli oğuşturuyordu.
              “Niye gideyim?” diye sordum.
              “Anlatamam.” dedi; alçak, heyecanlı bir sesle konuşuyor-
           du, şivesi biraz peltekti. “Gidin, bir daha da bu bozkıra ayak
           basmayın.”
              “Ama daha yeni geldim.”
              “Ah! Ah niçin anlamak istemiyorsunuz?” diye bağırdı.
           “Uyarımın kendi iyiliğiniz için olduğuna inanmıyor musunuz?
           Susss, kardeşim geliyor. Ona söylediklerimden bahsedeyim
           demeyin sakın. Şu ötede atkuyrukları arasındaki orkideyi benim
           için alabilir misiniz? Bozkırda orkide bakımından zenginiz, yine
           de güzelliklerini görmek için biraz geç kaldınız.”
              Stapleton, sineği kovalamayı bırakmış, soluk soluğa, kıp-
           kırmızı vaziyette yanımıza geldi.
              “Hey Beryl! Merhaba.” dedi. Kardeşini selâmlarken ki sesinin
           tonu pek candan değildi.
              “Yüzün kıpkırmızı olmuş, Jack.”
              “Evet, sanırım biraz yoruldum. Bir cyclopides kovalıyordum
           da. Pek az rastlanır, özellikle de sonbaharın bu geç vaktinde.
           Yazık oldu, kaçırdım!” Sesinde bir kayıtsızlık vardı. Ama küçük,
           açık renkli gözleri, hiç de kayıtsız değildi.
              “Tanışmışsınız bakıyorum.”
              “Evet. Sir Henry’ye bozkırın güzelliklerini görebilmesi için,
           biraz geç kaldığını söylüyordum.”
              “Ne dedin? Kim sandın bu beyi?”
              “Sir Henry Baskerville değil mi?”




            78
            78
   73   74   75   76   77   78   79   80   81   82   83