Page 57 - 9789753811705
P. 57

Âdem’e «bu ağaca yaklaşma!» emri verildiğinde; bu emri biz de, nefslerimizde hissettik ve bir yargıya vardık. Çoğumuz Âdem’in
         elmayı yiyişinde aynı zelle duygusunu; bir tarz isyanı yaşadık.

            c) Bedenlerimiz Âdem’in bedeninde programlanınca, bu elmaya ait özel enerjiden bizlere de bir tarz isyan eylemi yansıdı.

            Ancak dünyada imtihanı kazananlar sorumluluktan kurtuldu.

            Sûre-i Vâkıa’nın açıklamasından anlıyoruz ki; çok yüce zatlar Âdem’in zellesinden iz taşımaz.

            Âdem’in zellesinden iz taşıyıp da, dünyada yasak meyveyi yiyenler cehenneme mahkûmdur.

            Daha doğrusu dünya analiz laboratuarında kazanamayanların bir kısmına, cehennem arınma laboratuarında bir şans daha ve-
         rilir.

            Ancak bu şans dünyada hiç değilse bir zerre iman kazanmaya bağlıdır. Dünyada bir zerre iman taşımayanlar ise, cehennemde
         muhalled kalacaklar dır. Ancak muhalled, ebedî demek değildir. Devamlı demektir.

            Ebedî ile muhalled arasındaki fark:

            Muhalled: Zaman düzlemi ile kayıtlıdır.

            Ebedî: zamandan da ötede sonsuzluk, ölümsüzlüktür.

            Birçok âyetlerde cennet hayatı için ebedî, cehennem hayatı için muhalled tanımı kullanılır. Bunun sırrı ilâhî rahmetin sonsuzlu-
         ğunda gizlidir.



















                                   IV - YAHUDİLER VE BUZA⁄I KISSASI BÖLÜMÜ





            Âyet 40: Ey İsrailoğulları! Size in’am ettiğim nîmetleri hatırlayın. Ahdime vefa edin ki (ben de) ahdinize vefa edeyim, ve
         artık benden korkun.

            Âyet 41: Elinizdekini (Tevrat’ı) musaddık olarak inzal ettiğim Kur’an’a iman edin. Ona inanmayanların ilki olmayın. Be-
         nim âyetlerimi birkaç paraya değişmeyin, ve artık benden sakının.

            Âyet 42: Hakkı bâtıla bulamayın. Bile bile hakkı gizlemeyin.

            Âyet 43: Hem namazı doğru dürüst kılın ve zekâtı verin. Rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin.

            Âyet 44: Nâsa iyilik emreder ve kendinizi unutur musunuz? Hâlbuki kitap okuyorsunuz, hâlâ akletmiyorsunuz.

            Âyet 45: Sabır ve namazla yardım isteyin. Gerçi bu haşyet duymayanlara ağır gelir.

            Âyet 46: Onlar ki, (namazda) kendilerini hakikaten Rablerine kavuşuyor ve hakikaten ona rücû ediyor sayarlar ve (na-
         mazı) böyle bir huşû ile kılarlar.

            Âyet 47: Ey İsrailoğulları! Size in’am ettiğim nîmeti ve vaktiyle sizi âlemlerin üstüne geçirdiğimi hatırlayın.

            Âyet 48: Ve öyle bir günden korkun ki; kimse kimseden bir şey ödeyemez, kimseden şefaat de kabul edilmez, kimseden
         fidyede alınmaz, hem onlar kurtarılacak da değildirler.

            Âyet 49: Hatırlayın ki: bir vakitler (sizi) âli Firavun’dan kurtardık. Size azabın kötüsünü yeğliyorlardı; oğullarınızı boğaz-
         lıyorlar, kızlarınızı diri diri tutmak istiyorlardı ve bunda, size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı.

            Âyet 50: Ve bir vakitler sizin sebebinize denizi yardık, sizi kurtardık ve âli Firavun’u boğduk. Sizler seyrediyordunuz.

            Âyet 51: Ve bir vakit Mûsa’ya 40 gece vaat verdik. Sonra siz onun ardından buzağıya tutuldunuz, zulmediyordunuz.

            Âyet 52: Sonra sizi affetmiştik. Gerekti ki şükredesiniz.

            Âyet 53: Ve bir vakit Mûsa’ya o kitabı ve Furkan’ı verdik. Gerekti ki doğru gidecektiniz.
   52   53   54   55   56   57   58   59   60   61   62