Page 116 -
P. 116
Sherlock Holmes
Sherlock Holmes
Niye sorduğumu sordu. Ben de fazla bir şey anlatmayarak
merakını giderdim. Kimseye sırlarımızı açmamızın bir anlamı
yoktu. Yarın sabah Coombe Tracey’ye gideceğim, şu şüpheli
şöhreti olan Laura Lyons’ı görebilirsem bu esrar zincirinin bir
halkası aydınlatılabilir. Yılan zekâsı gelişmeye başladı bende.
Zira Mortimer’ın soruları zorlaşınca, Frankland’ın kafatasının
hangi gruba ait olduğunu soruverdim. Fakat bunun sonucunda,
yolculuğumuzun geri kalan kısmında, sadece kafatası bilimi
üstüne nutuk dinledim. Sherlock Holmes ile yıllarca boşuna
yaşamadım ya.
Bu fırtınalı ve kasvetli günde anlatılacak bir olay daha var.
Biraz önce Barrymore ile yaptığım görüşme zamanı gelince
oynayacağım bir koz daha veriyor elime.
Mortimer yemeğe kaldı, Sir Henry ile birlikte briç oynadılar.
Uşak kahvemi kütüphaneye getirdi, böylece birkaç soru sorma
fırsatı buldum.
“Ne haber?” dedim. “Şu sizin kıymetli akrabanız gitti mi,
yoksa hâlâ gizleniyor mu orada?”
“Bilmiyorum efendim. Gitmediyse bile ölmesini diliyorum.
Çünkü beladan başka bir şey getirmedi buraya. Son yemek
götürdüğümden beri bir haber almadım, üç gün oluyor.”
“Üç gün önce gördün mü onu?”
“Hayır efendim, sonraki gidişimde yemeğin yerinde olma-
dığını gördüm.”
“Demek ki oraya gitmiş?”
“Öyle olacak, tabii, eğer diğer adam almadıysa.”
Dudaklarıma götürmekte olduğum kahve fincanı yarı yolda
kaldı, Barrymore’a bakakaldım .
“Demek başka bir adam olduğunu sanıyorsun?”
116
116

