Page 130 -
P. 130
Sherlock Holmes
Sherlock Holmes
sakinleri pişman olacak. Polise hiçbir şekilde yardım etmeye-
ceğim. Ellerinden gelse lanet yağdırıp resmimi yakmak yerine,
beni yakmakla daha memnun olurlardı. Gitmeyin lütfen.”
Bütün ısrarlarına karşı koydum ve benimle birlikte evime
kadar gelme isteğinden vazgeçirdim. Gözleri benim üstümde
olduğu hâlde, yoluma devam ettim. Derken bozkıra saptım ve
çocuğun, arkasında kaybolduğu taşlı tepeye doğru yürümeye
başladım. Her şey lehime çalışıyordu, talihin yoluma çıkardığı
bu fırsatı kaçırmayacağıma ve bu işten vazgeçmeyeceğime dair
yemin ettim.
Tepenin zirvesine vardığımda, güneş batmak üzereydi ve
önümdeki uzun bayırlar, bir yanda altın yeşili, öte yanda gri
gölgelere bürünmüştü. Ufukta sis vardı, içinden Belliver ve
Vixen Tor’un hayalî biçimleri yükseliyordu. Geniş ovada ne ses
vardı ne de bir hareket. Büyük bir gri kuş, bir martı ya da bir
çulluk mavi gökte yükseldi. Gökyüzünün kubbesiyle altındaki
çöl ortasında bizden başka canlı yoktu sanki. Kısır manzara,
yalnızlık hissi, görevimin esrarı ve önemi içimi ürpertiyor-
du. Görünürde kimse yoktu. Ama tam önümdeki tepelerde
eski taş kulübeler, daire hâlinde sıralanmıştı. Aralarında derme
çatma çatısı olan bir kulübe vardı. Onu görür görmez kalbim
hop etti. Yabancının gizlendiği yer burası olmalıydı. Nihayet
ayağımı gizlendiği yerin eşiğine basmıştım, elimin altındaydı.
Stapleton’ın, konan bir kelebeğin yanına ağıyla yaklaşması
gibi, dikkatle kulübeye doğru ilerlerken orada birinin oturdu-
ğundan adım gibi emindim. Kayaların arasından giden belli
belirsiz bir patika üstünde kapı gibi kullanılan yıkık dökük bir
delik vardı. İçerden ses gelmiyordu, meçhul adam orada saklan-
mış olabileceği gibi, bozkırda sinsi sinsi dolaşıyor da olabilirdi.
Sinirlerim heyecandan gerilmişti. Sigaramı atıp, silahımın kab-
zasını kavradım, kapıya doğru hızla ilerleyip içeri baktım. Boştu.
130
130

