Page 160 -
P. 160
Sherlock Holmes
Sherlock Holmes
sını verip, Coombe Tracey’ye dönmesini söyledik ve Merripit
Köşkü’ne doğru yürümeye başladık.
“Silahın var mı Lestrade?”
Küçük dedektif gülümsedi.
“Pantolonum ayağımda oldukça bir arka cebim var demektir.
Arka cebim oldukça da sürekli, içinde bir şey bulundururum.”
“Güzel! Dostum ve ben de, herhangi bir tehlikeye karşı
hazırız.”
“Ağı epey daraltmış gibisiniz Bay Holmes. Önce hangi oyunu
oynayacağız?”
“Bekleyiş oyununu.”
Tepenin karanlık bayırlarına, yamaçlarına ve Grimpen
bataklığı üstünde yatan büyük sis gölüne bakıp: “Doğrusu pek
neşeli bir yere benzemiyor burası.” dedi dedektif ürpererek.
“İleride bir evin ışıklarını görüyorum.”
“Orası Merripit Köşkü, yolculuğumuzun da bittiği yer. Ne
olur, parmaklarınızın ucunda yürüyün ve alçak sesle konuşun.”
Eve doğru giderken, yol boyunca tedbirle ilerliyorduk ama
yüz metre kadar yaklaşınca Holmes bizi durdurdu.
“Bu kadar yeter.” dedi. Saklanıp bekleyelim. “Şu karşıdaki
kayalar harika bir korunak oluşturuyor.”
“Burada mı bekleyeceğiz?”
“Evet, küçük tuzağımızı burada kuracağız. Şu deliğe gir
Lestrade. Sen evin içini biliyorsun, değil mi Watson? Odaların
yerini gösterebilir misin? Şu uçtaki kafesli pencereler nedir?
“Mutfak pencereleri olmalı.”
“Peki, onun ötesindeki, şu parıl parıl parlayan?”
“Yemek odası galiba.”
160
160

