Page 164 -
P. 164
Sherlock Holmes
Sherlock Holmes
gözün görmediği gibi korkunç bir köpek. Açık ağzından ateş
fışkırıyordu, gözleri pırıl pırıl yanıyordu. Sinir krizi geçiren bir
beyinde uyanabilecek delice hayallerin bile hiçbiri bu kadar
vahşi, korkunç ve cehennemî bir şekil ortaya koyamazdı. Sis
duvarından üstümüze sıçrayan bu yabanî hayvan kadar korkunç
bir şey olamazdı.
Uzun adımlarla, büyük, siyah yaratık, dostumuzun ayak
izlerinin arkasından sıçraya sıçraya gidiyordu. Aniden ortaya
çıkışı bizi öylesine şaşırtmıştı ki kendimizi toparlayamadan
önümüzden geçip gitti. Derken, Holmes’le aynı anda ateş
ettik. Hayvan korkunç bir uluma çıkardı fakat yoluna devam
etti. Galiba kurşunlardan sadece biri isabet etmişti. Uzakta,
Sir Henry’yi gördük, duyduğu korku ve heyecandan kaskatı
kesilerek durmuş, arkasına bakıyordu. Ay ışığı altında yüzü
bembeyazdı, elleri dehşet içinde havada kalmıştı, olduğu yerde
arkasından gelen korkunç şeye bir anlam vermeye çalışıyordu.
Ama köpekten çıkan o acı ses, bütün korkularımızı yok
etmişti. Kurşun işlediğine göre, demek ki ölümlüydü, yaralaya-
bildiğimize göre, öldürebilirdik de. Hayatımda, bugüne kadar,
Holmes’ün o gece koştuğu gibi kimseyi böyle koşarken gör-
memiştim. Çok iyi koşucu diye bilinirim, ben küçük dedektifi
geçtiğim de Holmes de beni geçti. Yol boyunca koşarken, ileride
Sir Henry’nin çığlıklarını ve köpeğin kükremesini duyuyorduk.
Hayvanı avının üstüne atılırken gördüm, derken yere devirdiğini
ve boğazına saldırdığını. Tam o anda Holmes, hayvanın üstüne,
tabancasının içindeki beş kurşunu birden boşalttı.
Korkunç yaratık, bizi dehşete düşüren ulumasıyla havaya
sıçrayıp sırtüstü yere yuvarlandı, dört pençesini zor oynatı-
yordu. Sonra hareketsiz kaldı. Soluk soluğa hayvana yaklaşıp
tabancamı pırıl pırıl parlayan korkunç başına dayadım ama
tetiğe basmaya gerek yoktu. Dev köpek ölmüştü.
164
164

