Page 26 - TÜRK İSLAM MEDENİYETİ TARİHİ
P. 26
10 Giriş
bölgelerin zenginlikleri ve yetişmiş kişileri şehirlerde toplanır;
îcad ve sanayi, şehrin bahşettiği rahatlığı, lüks ve eğlenceyi
artırır, tâcirler şehirde bir araya gelir, eşya ve düşünce
alışverişinde bulunurlar; kafaların, ticaretin bu kavşaklarında
döllenmesiyle zekâ keskinleşir ve yaratıcı güçlere zemin
hazırlanır. Şehirlerde bazı insanların materyal eşya istihsali
yerine ilim, felsefe, edebiyat ve sanatla uğraşmaları istenir.
“Medeniyet köylünün kulübesinde başlar, ama çiçeğini ancak
şehirde açar. ”
Görülüyor ki, şimdiye kadar kültür ve medeniyetin çok çeşitli
tarifleri yapılmıştır. Fakat bunlar arasında oluşturulabilecek ortak
bir görüş çerçevesinde, kültür; ilim, iman, sanat, ahlâk, örf ve
âdetler, -ferdin mensup olduğu cemiyetin bir uzvu/üyesi olması
itibariyle-kazandığı itiyatlar, alışkanlıklar, davranışlar ve bütün
diğer mahâretlerini ihtiva eden gayet girift bir bütündür. Veya
başka bir ifade ile kültür, halkın yaşama tarzı; nesilden nesile
intikal ettirdiği mefahiridir, denilebilir.
Bu anlamda, kültür; tavırlardan, davranış tarzlarına, örf ve
âdetlerden, îman ve tefekkürden, kıymet hükümlerinden, tesisler
ve teşkilattan meydana gelmiş bir sistem olup, tarihî bir netice ve
mahsûl olarak geçmişin mirası şeklinde teşekkül etmiştir.
Yani buna göre kültür; belli iman, örf, âdet ve geleneklere
bağlı bir toplumun medenî donanımı ve medenî vasıtaları ile
karşılıklı tesirler neticesinde meydana çıkmış ve akla gelebile-
cek bütün unsurlarının birbiriyle kaynaşması sayesinde âhenkli
bir bütün hâline gelmiştir.
Medeniyet ise; kültürü meydana getiren ve yukarıda sayılan
unsurların ortaya koyduğu bilgi ve teşkilât vâsıtalarına veya
başka bir ifade ile teknik vâsıtalara sahip olmayı ifade eder.
Bu anlamda medeniyet, milletlerarası ortak değerler seviyesi-
ne yükselen anlayış, davranış ve yaşama vâsıtalarının bütünüdür.

