Page 19 - 9789753811705
P. 19

Âyet 4: «Onlar, sana indirilene de (Kur’an’a) inanırlar, senden önce indirilenlere de (inanırlar), Onlar âhirete yakîn ol-
         muşlardır (Onlar âhirete yakîndirler).»

            Bu âyette gördüğümüz gibi üç temel mesaj var:

            Birincisi: İttika sahibi olup hidayete ereceklerin; gaybe iman, namaz ve infâktan sonra Kur’an’a inanışlarındaki samimiyet ve
         içtenlik. Burada samimiyet ve içtenliği son cümleye kıyasen çıkartıyoruz.

            İkincisi: Fahr-i Kâinat Efendimiz’den önce indirilenlere inanmaları.

            Üçüncüsü: Âhirete yakînlik. Bu, hem îmandaki samimiyeti hem de hidayetin sonuç sırrını açıklamaktadır. Ve âyetin anahtar me-
         sajıdır. Hatta birinci ilâ yedinci âyetlerin enfüsdeki hikmetlerini açmaktadır. Şimdi bu mesajları incelemeye çalışalım:

            a) İkinci âyette Kur’an’ın müttakileri mutlaka hidayete erdireceği vurgulanmıştı. Bu hidayet, ilk merhalede Kur’an’a gerçek îmanı
         sağlar. Kıymetli okuyucularım, bu âyet çok önemlidir. Demek ki; bir insan gaybe îman ettikten sonra, ancak namaz kılar, infâk eder-
         se Kur’an’a îman hidayetine erişir. Âyetten açıkça anlaşılıyor ki, Kur’an’a îman; yani âyette bildirilen biçimi ile «Efendimiz’e inzal
         olunana iman» bir hidayettir. Yoksa Allah hidayetini lütfetmedikçe biz Kur’an’a îman edebilecek kalp cereyanına sahip olamayız.
         Kur’an’a îman için, gönülde yeterli ışık, nur, ceryan olması gerekir. Yoksa Allah kelâmı, Kur’an deyimiyle «hezl» (sıradan söz) de-
         ğildir.

            Bu âyet karşısında bazılarının çıkıp da «ben Kur’an’a inanmam» ya da «ben Kur’an’ı anlamıyorum» demesi gerçekten gülünç
         olur.

            Yine bu âyetten anlıyoruz ki; infâk ve namaz olmadan, Kur’an’a îman ilâhî huzurda kayda şayan değildir. Çünkü Kur’an’a îman
         için infâk ve namaz, bunlara karşı ilâhî ihsan olan hidayet şarttır.

            Kur’an’a imanın özündeki sır da Elest’e dayanır. Çünkü Elest meclisinde Efendimiz’e iltihak edenler, Kur’an’ı hemen tanır. Ancak,
         bunun için kalp gözünün açık olması gerekir ki; namaz ve infâkla ulaşacağımız hidayet bunun anahtarıdır. Kur’an üslûbu içinde
         önce «Kur’an’a îman»’ın zikredilmeyerek «Gaybe îman»’ın emredilmesi işte bu zarif gerçeğe dayanır.

            Kur’an’a imanın, daha doğrusu Efendimiz’e inzal edilene imanın tarzı ve tanımı nedir? Kur’an’a îman; yeryüzüne bu büyük lüt-
         fun inişine iman nasıl başlamıştır? Biliyorsunuz, ilk iman edenler; insanlığın en şerefli temsilcileri ashap, ilk âyetlere îman ederek
         Müslüman olmuşlardır. İlk îman edenlerin en önemli özeliği îmanlarındaki öncelik sırrıdır.

            Sûre-i Alâk’ın ilk beş âyeti inzal olduktan sonra îman edenler: Hz. Hatice; Hz. Ali, Hz. Zeyd ve Hz. Ebû Bekir Efendilerimizdir.
         Sûre-i Müdessir, Sûre-i Müzemmil, Sûre-i Fussilet (8), Sûre-i tekvir’in inzalinden sonra Müslüman olanlar: Hz. Cafer, Hz. Bilâl, Hz.
         Ammar, Hz. Esma, Hz. Fâtıma (Hz. Ömer’in kızkardeşi), Hz. Sümeyye, Hz. Saad, Hz. Şeyma’dır. Sonra İslâm yüceleri, sırasıyla
         150’ye kadar ulaşmıştır. Fakat, bu îman edenler, bütün hâlinde Kur’an gelmeden; inzal olan âyetlere îman etmişlerdi. Bu yüzden
         yorumunu yaptığımız âyet, Kur’an’a demiyor da, «sana inzal olunana inananlar» buyuruyor.

            «İnzal olunana îman», ilâhî mesajı fark etme demektir. Ve tam anlamıyla gönle has bir özelliktir. Yoksa, ilk gelen beş âyeti görüp
         îman etmek kolay mıdır? Böyle bir özellik olmasa mümkün müdür? Nitekim Velid bin Mugiyre, Müdessir Sûresi’ndeki 19 lar sırrını
         gördüğü hâlde îman edebildi mi?... Zaten 1-7’nci âyetler topluluğu bu mesajı net bir şekilde 7’nci âyette bildirmiştir.

            İşte bu âyet, Efendimiz’e inzal olunan mesajlara iman edenleri, hidayet sırrından, lütfundan nimetlenmiş olarak tanımlamaktadır.

            İlâhi mesajı fark edebilme özelliği nedir?

            Hem gaybe îman edecek, hem de ilâhî mesajı hemen tanıyıp bilecek... İşte bu sır, âyetin son cümlesinde gizlidir. Bu bir yakînlik
         hikmetidir: Hidayete ermiş, felâh bulmuşlara mahsus bir yakînlik...

            b) Âyetin ikinci cümlesinde belirtilen, «Senden önce indirilenlere de iman ederler» mesajına gelince: İlâhî mesajlar kalp gözümü-
         zün sırrını teyid için bildirilmiştir. Kalp gözü açık, hidayete ermiş insanlar ilâhî mesajları; önce de gelmiş olsa tanırlar anlamınadır.

            Veliyullah, dört bin sene önce gelen Tevrat’ın bugün tağşiş olmuş şeklini eline alsa; tek tek bütün âyetlerin hangisi gerçek âyet,
         hangisinin değiştirilmiş âyet olduğunu bulur çıkarır. Çünkü ilâhî mesajlar gönül laboratuarında çok net olarak belirir. Bu yüzden
         gerçek mü’min için âyetlere yakîn olmak otomatik kalp duygusudur. Nitekim, âyete dikkat ederseniz, mü’minin îmanı; geçmiş pey-
         gamberlerin özel hayat hikâyelerine değil, onlara inzal olunanadır. Yani ilâhî mesajlaradır. Bu nokta, bize kalp makinesinin çalışıp
         çalışmadığını kontrol ettirmektedir. Ve Allah ancak gönlünde bu özel kalp sırrı olanlar için:

            c) «Âhirete yakîndirler» buyuruyor. Şimdi âyetin en önemli mesajına geliyoruz: «Âhirete yakîn olmak» ne demektir? «Yakîn»
         kelimesi iki şey ifade eder:

            1- Bir şeyi çok özden tanımak.

            2- Bir gerçeğe büyük ölçüde yaklaşmak.

            Îmanın yakîn olmasında bu iki mânâ da iç içe mevcuttur. Hidayetin en büyük sırrı insanı yakîn kılmasıdır. Peki niçin Allah’a ya da
         Kur’an’a yakîn olmak değil de, âhirete yakîn olmak zikredilmiştir? Önce bunu çözerek âyete biz de yakîn olmaya çalışalım:
   14   15   16   17   18   19   20   21   22   23   24