Page 14 - 9789753811705
P. 14

İnfâkın bu bölümünde çok büyük sevap vardır. Din yücelerimizin «gönül alma» şeklinde tanımladıkları bu infâk, günahları mum gibi
         eritir. Dertlilerin, gariplerin, mutsuzların gönlü çok hassastır. O anda onlara içtenlikle yaklaşır, mânevi infâkınızı verir, gönüllerini
         alabilirseniz, ne günahlar eritir bir bilseniz.

            Evet kıymetli okuyucularım, tereddütsüzce ifade edeyim ki; namazdan sonra en büyük ibadet, mutluluktan yapılan infâk, yani
         «gönül alma»dır.


            3) Sağlıktan yapılan infâk: Sağlıklı bir kimsenin hastalara yaptığı hizmet, sağlıktan yapılan infâktır. Özellikle çağımızda sağlık
         infâkında, para infâkı da beraber yürür. İmkânı olan kardeşlerimiz, hastaların tedavileri için maddî yardımda bulunarak kendi sağlık
         infâklarını yapmalıdır. Fakir kardeşlerimiz ise hasta ziyaretleri ile, onları teselli ederek aynı infâkı yapmalıdır. Hastalara karşı yemek
         göndermek an’anemiz de bir sağlık infâkıdır. Sağlığımızdan yapacağımız infâk da, gönül kazandığından pek makbuldür.

            4) Gençlikten yapılan infâk: Güçlü bir insanın güçsüz, yaşlı kimselere yapacağı her türlü yardım; gençliğimizden yaptığımız
         infâktır. Eski atalarımız, bu hizmete o kadar önem vermişlerdir ki; güçlü kuvvetli bir insanın çevresindeki yaşlı, güçsüz insanlara
         yardım etmemesini büyük bir ayıp olarak görmüşlerdir. Bu tür infâkın bir önemli yanı, kolayca kazanılan dualardır. Çağlar boyunca
         atalarımız kurdukları bu zarif geleneklerle, çiçek gibi toplumlar sergilemişlerdir. İslâmiyet’i, zihinlerdeki dar, sevimsiz kalıplara otur-
         tanlar, toplumu etkilemeye başlayana kadar; atalarımız dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir devirde görülmeyen muhteşem medeniyet
         mümessilleri olmuşlardır. Sonraki yüzyıllarda yetişenler, değil güzel infâklar; aksine insanları dar, sevimsiz kalıplara sokarak gönül
         kapılarını tıkamışlardır. İnfâkı kurumuş toplum tarlalarında hiçbir meyva türememiştir.

            5) Güzel sözden yapılan infâk: Etkin ve doğruyu konuşmasını bilenler, çevrelerindeki insanlara mutlaka güzel sözlerle istikamet
         göstermek zorundadırlar. Bu güzel söz söyleme, özel bir kabiliyettir ve bu nimete sahip olanlarca infâk edilmek zorundadır. Efen-
         dimiz bu konuda çok hassas davranmış, ancak güzel konuşan ashabı özel olarak seçmiş, dini tanıtmalarına izin vermiştir. Ashab
         içinde bilgileri tam olanlara bile, yanlış tanıtırlar diye bazı kez izin vermemiştir.

            Güzel sözle yapılan infâk, Efendimiz’in ilk emirlerinden olduğu için, ashabın büyük kısmı bu infâka sahip çıkmışlardır. Bu infâk
         aynı zamanda îmanın, ahlâkın insanlar arasında yayılmasını sağlamıştır. İslâm yüceleri bu konuda sohbetlerinde öyle muhteşem
         örnekler vermişlerdir ki; dünyanın hiçbir yerinde bu sözlerin bir benzeri söylenmemiştir, söylenemez de.

            6) Güzel sesden yapılan infâk: Güzel sesin de infâk borcu vardır. Bu infâk, Kur’an ve ezan okumakla yapılır. Sesi güzel olan,
         bunu özellikle uygun ortamlarda hastalara Kur’an okuyarak infâk etmelidir. Aynı zamanda ses güzelliği konuşarak da infâk edilir. Bir
         İslâm yücesinin sözlerini, şiirlerini nakletmekle de yapılabilir.

            7) Güler yüzle yapılan infâk: Yine Efendimizin ilk emirlerinden olan «Hiç olmazsa güler yüzünüzle infâk edin» emri, toplum mut-
         luluğu açısından akıl almaz güzelliklerin kaynağıdır. Aynı zamanda bu alışkanlık ilâhî kadere karşı saygıyı yaygınlaştırır. Her şartta
         güler yüze alışan Müslümanlar, bir anlamda Allah’a karşı rızayı gelenek hâline getirir. Efendimiz bu güler yüz emrini verdikten sonra
         bütün ashap güler yüzü âdet haline getirdiler. İslâmiyet’in o çetin günlerinde; bütün zulme ve eziyete rağmen o kutsal ve yüce kişiler
         (Ashab-ı Güzin) hep güler yüzlü idiler. Onların yüzlerini görenler sanki cennetten henüz geldi sanırlardı. Bir Müslümanın asık su-
         ratla gezmesi, konuşurken surat atması yasaktır. En azından bir infâkı terk etme olayıdır. Çünkü, asık surat bir yandan ilâhî takdire
         karşı gaflettir; ona rıza gösterilmemesinin sembolüdür. Bir yandan da Allah’ın özenle yarattığı yüce insan kavramına saygısızlıktır.
         Bir insan yanlışlar içinde de olsa, ona karşı asık suratınız, insana karşı saygının kalkması demektir. Bu yüzden Efendimiz asık
         suratla dolaşmayı reddetmiştir. İnfâkın sebebi insanlık sevgisidir. Bu temel ilke doğrultusunda insana karşı önce güler yüzle ve tatlı
         dille yaklaşmayı dinimiz vazgeçilmez saymıştır.

            Allah, infâkı tanımlarken, onu ittikanın vazgeçilmez maddesi olarak saymaktadır. Önce de söylediğim gibi, îman kalb işidir. Ve
         inanan, îmana kavuşan insan öylesine mutludur ki; hangi şartlarda olursa olsun bu mutluluğu belirtmelidir. İşte güler yüz, tatlı söz
         bu yüzden de îmanın ayrılmaz parçasıdır. Zaten Efendimiz’in günlük hayatından hatırlanacağı şekilde, en çarpıcı özelliklerinden biri
         güler yüzü ve tatlı dilidir. Dolayısıyla güler yüz hem bir sünnet, hem de zorunlu bir infâktır.

            Özellikle din adamlarından rica ediyorum: Ciddiyetle asık suratlılığı birbirine karıştırmayınız. Ciddiyet başkadır, asık suratlı olmak
         başkadır.

            Güler yüzle yapılan infâkın ashap tarafından uygulanması çok ilginçtir. Ashap, evlerinden çıktıklarında normal bir görüntü içinde
         yürürlerken, ilk rastladıkları Müslümanı görür görmez hemen güler yüzlerini takınırlardı. Toplulukta da bu güler yüzlülük devam eder
         dururdu.

            Bu kaidenin bir önemli yanı; hem ailesine, özellikle ana ve basına, hem de garip ve kimsesizlere karşı güler yüzün mutlaka ge-
         rekli oluşudur. Tekrar önemli bir hikmeti belirteyim: Güler yüz infâktır; ancak, îmanın vazgeçilmez bir belirtisidir. Bu yüzden Efendi-
         miz bu âyet inzâl olmadan önce, güler yüzü infâk olarak emretmiş idi.


            Mü’min, Allah’ın kendisine iman nimetini ihsân etmesinden o kadar mutludur ki; devamlı tebessüm eder.
            Mü’min, Allah’ın her türlü kaderinden o kadar razıdır ki; devamlı mütebessimdir.


            Mü’min, Allah’ın sonsuz güzelliğinden öylesine yakîn zevk duymaktadır ki; devamlı tebessüm hâlindedir.

            Mü’min, eşref-i mahlûkat olan insana karşı öylesine sevgi doludur ki; güler yüzle yaşamaktan kendini alıkoyamaz.

            Bir önemli noktaya daha değinmek istiyorum: Bilindiği gibi dinimizde zekât ibadeti, ancak Müslümanlara yapılan maddi yardım-
         dır. Bir mü’min zekâtını vereceği zaman Müslümanları seçmek zorundadır. Ancak, infâkta bu kaide yoktur. Sadaka verirken olsun,
         infâk ederken olsun karşıdaki kişinin imanını aramak zorunluluğu yoktur. Yani İslâm’ın infâk ibadeti tüm insanlığa yöneliktir.
   9   10   11   12   13   14   15   16   17   18   19