Page 16 - 9789753811705
P. 16

Ben, 25 sene önce 80 yaşındayken rastladığım Yusuf Bey, hikâyesini bana böyle anlattı ve ilâve etti: «Meğer derviş bana benim
         kaderimdeki çetin hastalığı ve ölümü görmüş, beni kurtarmak için kendime ait olan çerezden, sadaka verdirerek deve hikâyesini
         uydurmuş.» Evet, derviş baba Efendimizin lütfettiği emirlere sığınıp Yusuf’u kurtarmıştı.

            2) Zekât: İnfâk tüm şekilleri ile zorunlu bir ibadettir. Ancak mâlî durumu dar olan mü’minlere bir miktar tayin edilmemiştir. Hâlbuki
         İslâmiyet’te mâlî ibadetin kaçınılmaz olduğunu anlatmak için, yüce dinimiz zekâtı kesinleştirmiştir. Zekât, zenginlerin kaçınama-
         yacağı bir ibadettir. Gelirin, varlığın kırkta biri; yani yüzde iki buçuğu yoksullara verilir. Zekât için gerek yüce kitabımızda, gerekse
         Efendimiz’in hadislerinde çok kesin ve ayrıntılı emirler vardır. Hemen belirteyim ki; yine, çağımızda görmezlikten geldiğimiz mese-
         lelerden biri de zekâttır. Dış planda, dinin gösterdiği istikamette ibadetlere karşı pek titiz olanların çoğu, zekât ibadetine gelince; akıl
         almaz bir umursamazlığa düşerler. Hâlbuki Namazla zekâtı birilkte emreden âyetlerin tümünü düşünerek şu neticeye varılmıştır:
         «Zekâtı olmayanın namazı yoktur. Namazı olmayanın ise hiçbir şeyi yoktur.» Hz. Ebû Bekir Efendimiz’in hilafeti sırasında Güney
         Arabistan zekâta karşı baş kaldırdı. Ve bu savaşlarda binlerce hâfız şehit düştü. Hatta Kur’an’ın toplanması bu savaşlarda çok
         hâfızın şehid olması nedeniyle sonra zorunlu hâle geldi. İslâm yüceleri zekâtı vermeyenlere karşı hep bu misali verirler. Çünkü bu
         savaşlarda çok kan dökülmüştü. Hz. Ebû Bekir Efendimiz bu konuda tereddüdü olanlara: «Zekât dinimizin temel hükümlerinin en
         önemlilierinden biridir. Daha işin başanda bu konuda taviz verirsek İslâmiyet çöker.» buyurmuşlardır. Sûre-i Mâûn’da «namazı yan-
         lıştır, riyadır» hükmünün zekât vermeyenlere yönelik olduğu konusunda birçok müfessirin yorumu vardır. Daha önemlisi, zekâtı ver-
         meyenin tüm malının ve kazancı ne kadar meşru yoldan kazanılırsa kazanılsın; zekâtını vermemişse, o malın tümü harama döner.
         Çünkü o kazançta, muhtaç olanın rızkı da vardır. Bu rızk verilmezse, o mal yenirse bir anlamda garip ve yetimin hakkı yenmiş olur.
         Ayrıca zekât bir ibadet olduğu için, mutlaka hidayete erdiricidir. Bu noktayı konunun sonunda açıklayacağım. Elbette zekâtı terk
         eden, hidayetten mahrum kalacaktır. İlâhi hidayet olmadan kimse hiçbir yere varamaz. Zekâtın sırlarını anlamak için önce zekâtın
         temel şartlarını tanımamız gerekir:

            a) Zekât, inanana (müslümana) verilir.

            b) Zekât, ya mal ya da para olarak verilir. Eğer mal olarak verilecekse mutlaka en iyisinden verilir.

            c) Yıllık bilanço hesabı ramazandan ramazana olan süre içinde tayin edilir ve tercihen ramazanın son on günü içinde verilir. Zo-
         runlu mâlî nedenler varsa altı hafta tehir edilebilir.


            d) Zekât gizli değil, alenîdir. Zekât vermek ne kadar ibadet ise, almak ta o kadar ibadettir. Kesinlikle aşağılayıcı değildir. Zekâtın
         alenî olması aynı zamanda toplumsal kontrolu sağlar.

            e) Alacaklar zekâta sayılmaz. Sadaka veya bir bağış da zekâta sayılmaz. Bu kabil paralar zekât hesabından düşülmez. Yasal
         olarak ödenen vergiler de zekattan düşülmez. Çünkü vergi ayrı bir ictimai borçtur. Devlet nizamının bir parçasıdır.

            f) Bir zengin, vereceği zekâtı önce yakın çevresinden başlamak üzere dağıtmalıdır. Bu dağılımda tayin edilen miktarlar çok ufal-
         tılıp hiçbir zaman sadaka seviyesine düşürülmemelidir.

            g) Zekât, yatırım karşılığı olamaz. Yiyecek, giyecek, yakacak tarzında verilebilir. Örneğin bir câmi yapımı için zekât verilemez.
         Zekât alan da onunla normal yaşantı ihtiyaçlarını karşılar.

            Elbette amacımız zekât konusunda ilmihal bilgileri vermek değil, onun inceliklerine yaklaşmaktır.

            Böylece zekâtı ibadet ciddiyeti ve huşû içinde yapmalıyız. Biliyoruz, toplum içinde en büyük gerginlik, yardımsız servetin yaptığı
         şoktur. Bugün dünyanın içinde bulunduğu çıkmazın temelinde fakir ve zengin arasında bu şok, bu nefret yatar. Marks’ın çok süsle-
         meli felsefesinin temeli bu basit kuraldır. İnançsız bir toplumda en ucuz lâf edebiyatı, bu yönde söylenen faydasız sözlerdir. İnançsız
         ideolojiye göre, kazanç, toplumun ortak malıdır. Ve toplum bireyleri arasında ortak paylaşılmalıdır. Ancak 1917 Rus İhtilâli’nden
         sonra Marksizm’in 70 yıllık geçmişi bu kez başka bir gerçeği ortaya koydu. Marksistler’in ortak mesai ve eşit pay sloganları top-
         lumda pek çok meseleler ortaya çıkarıyordu. Bir kere insanın çalışma, didinme gücünü büyük ölçüde baltalıyordu. Fertler daha çok
         çalışmak ve daha mutlu olmak hevesinden, ümitlerinden mahrum oldukları için, çalışmayı en az seviyeye indiriyorlardı.

            Daha önemlisi, insanların istiane (yaradana yalvarış) özelliği kalktığından; mânâsı çekilmiş, sevgisi tükenmiş toplumlar çıkıyordu
         ortaya.

            Faşist yöntemlerle zoraki çalıştırılan toplumların makine adam tipi hızla çoğalıyor; güzel insanın gittikçe tükeneceği ufukta görü-
         lüyordu. Konumuz her yönüyle elbette Marksist felsefeyi tartışmak değildir. Bunu ilgili âyetlerin yorumu vesilesiyle ileride yapacağız.
         Burada üzerinde durmak istediğimiz mesele toplumdaki ekonomik gerilimin nasıl giderileceği meselesidir.

            Kur’an zaten gayrı meşru kazanç yollarını kapattığından, bu gerilim en az düzeye inmektedir. İşte zekât bu seviyeden itibaren fa-
         kir, zengin arasındaki buzları çözmektedir. Kendi gayreti ile kazanamamış bir insanın bir başka kabiliyetin kazancına ibadet sevgisi
         içinde ortak olması hârika bir olaydır. Meşru yollardan bir kimsenin kazanç sahibi olması çok büyük gayret, çalışma ve kabiliyetlere
         bağlıdır. Bir mü’min ilâhî kaderin hikmetini sezmenin huzuru içinde özellikle zekât ibadetiyle kaderin özündeki sırrı yaşar. Bir kez
         daha karşılıklı (alan da, veren de) rızaya erer; kardeş olur.


            Bugün yalnız Türkiye’de yıllık zekât hacmi milyarlarca lirayı aşmaktadır. Bu hesabı tüm İslâm dünyası için yapsanız; hele zengin
         İslâm ülkeleri dikkate alınırsa, zekât trilyonlarla hesabedilir. Ve de zekâtlar yerli yerine verilse ne yurdumuzda, ne de tüm dünyada
         fakir Müslüman kalmaz. Zaten taksimat-ı ilâhi bu yönde yapılmıştır. Ve çok net rakamlar üzerinden, bu hikmetler dolusu sır içinde,
         bizlere zekâtı talim edip durmaktadır. İslâm âlemi tüm hikmetlere kulak tıkarsa, o zaman Marksist çılgınlıklara çanak tutar. Allah
         zekât’ı emreden âyetlerde meâlen:

            «Zekât verilince eksiliyor sanmayın, aksine servetinizi artırırsınız» buyuruyor. Bu emirde, mânevî hikmetler yanında bizzat eko-
   11   12   13   14   15   16   17   18   19   20   21