Page 17 - 9789753811705
P. 17

nomik kurallar da vardır. Normal ve dengeli bir zekât dağılımı yoksulları aktive edeceğinden, toplumun ekonomik yapısı da canla-
         nır. Böylece kazançlar artar. Toplumun ekonomik yapısı da canlanır. Toplumun ekonomik yapısı dengesini kaybettikçe ekonomik
         durgunluk hızlanır ve bir yerde toplumda ekonomik felç meydana gelir ki, bu ölü ortamda kimse kazanamaz. Bu gelişme, yavaş
         dönen bir çark gibidir. Başlangıçta fark edilmez, zaman geçtikçe anlaşılır. Kapitalist ekonominin de en tehlikeli problemi budur.
         Her kapitalıst kuşak “benden sonrası tufan” hesabı ile toplumları hızlı tüketime alıştırır. Sınıfların arasında hızla meydana gelen
         kutuplaşmayı görmezlikten gelir. Sonunda ekonomik takatları tükenmiş insan toplulukları, toplumlarının ve dünyanın başına belâ
         olur. İçinde bulunduğumuz yüzyılda bu gelişme en bariz şekilde Güney Amerika’da baş göstermektedir. Dünyanın diğer bölgelerine
         yayılmış fakirleşen ülkeler ise, zengin ülkeler için en tehlikeli odakları oluşturmaktadırlar. Bu ülkeler ekonomik yapılarında çıkar
         nokta bulamayınca; çareyi politikada aramakta ve siyasi kamplarını değiştirerek, devamlı olarak süper devletleri çatışma noktaları-
         na itmektedir. Ömrümüz vefa ederse, bu sûrenin faizle ilgili ayetlerini incelerken dünya ekonomisindeki bu çıkmazlara ayrıntılarıyla
         değineceğim.

            3) Îta: Yani karşılıksız verme. Sûre-i Leyl’de özellikle üzerinde durulan îta; toplum, ya da muhtaçlar yönünde yapılan geniş har-
         cama ve bağışları sembolize etmektedir. Mutluluk Çağı’nda îta’ya gösterilen örneklerin başında; Fahr-i Kâinat Efendimizin, yirmi
         milyar lira tutarındaki servetini İslâm’ın, ilk günlerinde, Kureyş boykotuna karşı Müslümanlara harcaması gelir. İkinci sıraya, Hz.
         Ebû Bekir Efendimizin aynı amaçla yine tüm servetini harcaması gelir. Îta’ya bir örnek de Hz. Osman’ın Medine’de içme suyunu bir
         müşrikten yirmi beş bin dinara alıp Medine halkının istifadesine sunmasıdır.

            İta büyük bağışları temsil eder. Vakıflar gibi büyük yatırımlar bir îtadır. (Cami, yol, su, hastane yaptırma gibi).

            Îta’nın daha yaygın örnekleri: Bir genç kızı evlendirme, bir delikanlıya ufak da olsa bir iş kurma, bir Müslümanın borcunu ödeme-
         dir. Bir hastanın tedavi ücretlerini karşılama da bir îtadır.

            Özellikle Türk-İslâm toplumları îta’yı vakıflar hâlinde gelenekleştirmişlerdir. Bugün yeryüzünde mevcut vakıf teşkilatlarının tümü
         Türk-İslâm îcadı olan vakıflardan alınmıştır. Amerika’daki en ünlü vakıflar bile senetlerini Osmanlı arşivlerindeki vakıflar senedinden
         yararlanarak tanzim etmişlerdir.

            Sûre-i Leyl’den hatırlayacaksınız, îta sahipleri için Allah: «Ben onlardan razıyım» buyurmuştur. İnfâk ibadetinin, maddî imkânları
         müsait olanlar için en görkemlisi îtadır. İnfâk ibadeti tüm Müslümanlara Allah için bir sevgi göstermek imkânı vermektedir.

            Herkesin gücü, Allah’ın Alîm ve Basîr sıfatlarınca tüm ayrıntılarıyla bilinmektedir. Şimdi müttakî mü’min, yorumunu yaptığımız bu
         âyet gereği kendini gösterecek; infâkını yapacaktır.

            İnfâkın beşinci âyete bağlı olan hidayet ve felâh sırrına gelince:

            a) İnfâk’ın felâha erdiren sırrı: İnfâk kadar felâha ermeyi, mutlu olmayı çabucak gösteren bir ibadet yoktur. İnfâkın hangi cinsini
         yaparsanız yapın, o anda mutlu olduğunuzu hissedersiniz. Çünkü infâk nefsin en çirkin yanını eriten bir iksirdir. İnsanın mutsuzlu-
         ğunun temel nedenlerinden en başta geleni hissettir. Hâlbuki infâk ibadeti her şekil ve her hâli ile hisseti yok eden hikmete sahiptir.
         Nefsin hisseti geçici de olsa bir an kaybolur. Bu kez, gönül penceresi netleşir ve felâh dediğimiz sonsuz mutluluk rahatlığı gelir.
         İnfâkla ilgili hâdiseleri dinlerken olsun, kendimiz infâk ederken olsun, bu sırada gözümüzde beliren göz yaşı; işte gönül kapısının
         açıldığının işaretidir.

            Felâhda önemli bir hikmet de; bizdeki her nimette, mü’min kardeşlerimizin, hatta bütün insanların hissesi bulunmasındandır.
         Yani, biz, infâk edince kaçınılmaz bir borçtan kurtulmanın rahatlığına kavuşuyoruz ki, bu da felâh ve mutluluktur.


            Daha geniş kavramda infâk ele alınırsa: Bir toplumda infâk müessesesinin iyi işlemesi, o toplumdaki tüm kırgınlıkları, çatışma-
         ları kaldıracağı için; ictimai bir felâh getirir. Belki bu felâhı hissedemeyiz; ancak, bir toplumdan infâk kalkınca o toplumda kavga ve
         mutsuzluk başlar. İnsanları güler yüzlü, tatlı sözlü, zekâtı, sadakası verilmiş, îtası (hayır ve bağışları) yapılmış bir toplumda felâh
         duygusunu gözle görüp hissetmemek mümkün müdür?

            b) İnfâk’ın hidayet sırrına gelince: Mânâ ilimlerinde derler ki; en kabiliyetsiz insan (mânaya ve imana yatkınlık açısından), hiçbir
         eğitimle düzeltilemeyecek kadar muhteris, vahşi insan; ancak infâkla ıslah olur. Yine mânâ ilimlerinde derler ki; eğer bir türlü yene-
         mediğiniz kötü bir yanınız, kötü bir alışkanlığınız varsa, infâka sıkı sarılın; o sizi düze çıkarır. Yine mânâ ilimlerinde derler ki; maddî
         veya mânevî bir çıkmaz içindeyseniz, infâka sıkı sarılın, o sizi tüm çıkmazlardan tereyağından kıl çeker gibi çıkartır.

            Acaba infâktaki bu sonsuz hidayet avantajımızın sebebi nedir?


            İnfâk etmek demek; karşıdaki insanın gönül kapısını çalmak demektir. İnfâk, hangi şekilde olursa olsun; bu kapı, sonsuz evren-
         lere açılan ilâhî bir hikmet kapısıdır.

            Kimlerin gönül kapısı açık olur? Bunu çok iyi bilmek lâzım. Çünkü hidayet, bu kapının açık olması hâlinde sonsuzlaşıverir.

            a- Yetimler, garipler, çocuklar.

            b- Dertliler, zulme uğramışlar, hastalar.


            c- Gönül erleri, meczub dervişler.

            d- Ve de nazlılar (Allah’ın çok özel kulları).

            İşte mânâ ilimlerinde infâka verilen olağanüstü önem, özellikle bu kimselere yapılan, ya da rastlayan infâk sırrını dile getirmek-
         tedir. İnfâk içerisinde zekâtın hidayet açısından ayrı bir hikmeti vardır. Zekât tam kaidelerine göre verilirse, Allah hem zekâtı verene
   12   13   14   15   16   17   18   19   20   21   22