Page 23 - 9789753811705
P. 23
sız, sıkıntısız ve de aralarında âhenkli çalışmaları, kesin huzuru bulmaları, neye, nelere bağlıdır?
1) Bedenin âhengi için önemli şartların başında streslerden uzak kalma, iyi bir damar ve dolayısıyla kan dolaşımına olan ihtiyaç
başta gelir. Eklemlerimizin sağlıklı olması ve de hem hormonal sistemin, hem de organlarımızın aşırılıktan uzak kalması gerekir
alkol, aşırı beslenme vs.)
Şimdi gaybe îman, namaz ve ona bağlı abdesti düşünün. Bu formülden daha huzur verici, dolayısıyla bedene felâh verici bir
formül var mıdır? Ve bu huzur ancak ilâhî hidayetin lütfu değil midir?
2) Ruhun mutluluğu ve âhengi için ne lâzım? Ruh kendi yurdundan koparılıp, beden kafesine hapsolunmuş çileli bir garibe ben-
zer. Ona huzur, dolayısıyla felâh ancak dördüncü âyette bildirilen yakîn olma sırrıyle verilebilir ki; bu, ittikadan gelişen hidayetle
mümkündür.
3) Nefsin huzur ve mutluluğuna gelince: Nefs sonsuz şüpheler, doymaz ihtiraslar içinde kendi kendini kahreden, perişan eden,
bedeni de bu bâdireye sürükleyen bir zavallıdır. Onun da bir tek huzur ve mutluluk çaresi vardır: Gaybe îman, namaz ve infaktan
kurulu hidayet reçetesi. Nefs, gaybe iman sırrı içinde şüphelerden kurtulursa, kendini put yapmanın; bundan doğan bunalımlarının
tümünden ancak namaz sayesinde kurtulur. Bitmez ihtirasları ise ancak infâk kimyasında erir. Böylece çözümü en zor olan nefsin
mutsuzlukları ancak ve ancak hidayet sırrı ile yok olur. Bu yüzden namaza çağrılırken aynı zamanda felâha çağrılırız.
4) Kalbin huzur ve felâhına gelince: Kalp, güzellikleri sezmek; onları sevmek, onları yaşamak için yaratılmış bir uzvumuzdur.
Onun için kalbin huzuru ancak güzelliği seyrederek ve sevgisini dile getirerek sağlanabilir. Kalb, namazla güzelliği seyreder ve in-
fakla sevgisini dile getirebilir. Kalbin bu özelliği, hidayet ve felâha karşı doyulmaz bir yaradılıştadır. Felâhın ve hidayetin yakîn sırrı
öyle hudutsuzlaşsın ki; kalp, felâha ersin. Bu ise aşkın, vuslat ve firkatin büyük hikâyesini sergiler.
Şimdi bütün olarak insanın felâh hikmetini seyredelim.
Birçok konulara yaklaşmak için, onun zıddını bilmek de bir metoddur. Felâhın tersi hüsrandır. Özellikle felâh yoksa mutlaka az
çok hüsran vardır. Şimdi geçmişteki insanlara, yaşayan toplumlara bakınız. Hüsran manzarasından başka ne göreceksiniz? Sûre-i
Asr’ın yorumunda geniş şekilde anlatıldığı gibi, tüm insanlar hüsrandadır. (12) Oradan bu âyete bağlantı yaparsak:
İnananlar: Gaybe inananlar.
Sâlih amel sahipleri: Namaz kılan ve infâk edenler.
Hak ve sabır tavsiye edenler; yani özellikle sözleriyle infâk edenler, hüsranda değillerdir; çünkü onlar felâh bulmuşlardır.
Felâhın bir hikmeti de insanlara tek istikamet gösterecek ilâhî tercihi sergilemektedir.
Bu âyet bir anlamda: «Ey insanoğlu! Ya 1-4’ncü âyetlere uyar felâh bulursun, ya da hüsranın pençesinde perişan olursun» emri-
dir. Allah, dünya hayatında bile bir tek hilkat tercihi yapmış: Ya inan infâk et, namaz kıl; ya da hüsranda kalırsın, tercihini getirmiştir.
Kalp (gönül), nefs, ruh; anlattığım gibi zaten mutluluğu, ancak namaz, îman ve infâk üçlüsünde bulur. Bugünün birçok insanı bu
kavramlardan (gönül, rıh, nefs) haberdar bile değildir. O zaman bedene bu âyetin ışığı altında bir kez daha göz atalım:
Bedenin mutluluk merkezi, 1970’li yıllarda hipotalamusta nörovejetatif bir çekirdek olarak tespit edilmiştir. Bu merkez, tüm duygu-
sal etkileri sînesinde toplar ve tepkilerini hemen yanında bulunan bir çekirdeğe aktarır. Bu çekirdek ise tüm salgı bezlerinin kontrol
merkezidir. Çünkü salgı bezlerinin orkestra şefi diye tanınan hipofiz bezi bu çekirdekten yönetilir. Nörovejetatif çekirdekle onun
yanındaki bu hormonal sistem çekirdeği ikiz kardeşler gibi birbirlerini etkilerler ve temel hayatî fonksiyonların tümüne ait kompüter
sistemleri bu çekirdekler tarafından kontrol edilir. Bu çekirdeklerin çok basit ilgileri bile hayatımızı altüst eder: Korkunca; işeme
ihtiyacı, çarpıntı gelmesi, üzülme, iştah kesilmesi, hasta olmamız gibi. Bu etkiler her zaman bu örneklerdeki kadar basit değildir.
Aksine tüm önemli hastalıkların temelinde bu iki çekirdeğin çalışmasındaki bozukluklar vardır. Bunlardan iki önemli örnek, insan
sağlığının en mühim meselesidir:
a) Kalb damarı tıkanıklıkları, yani infarktüs: Stres ve üzüntüler, hipotalamusdaki çekirdeği etkiler; bu çekirdek, hormonları kontrol
eden çekirdeği olumsuz yönde etkiler. Bunun sonucu olumsuz hormonal problemler çıkar ortaya ve de kalp damarları büzülür.
b) Kanser riskleri: Kanserde moral etkilerin en büyük risk olduğunu kabul etmeyen bilim adamı kalmamıştır. Olayın izahı şöyledir:
1) Hipotalamusdaki bu çekirdeklerin olumsuz çalışması hipofize, oradan timüs salgı bezine yansır. Timüs, gereği gibi görev gö-
remeyince; kansere karşı tek korunma savaşçılarımız olan lenfositler yeteneksiz kalır ve kanser hücresine yenilir. Çünkü lenfositler
kanser hücresini yenme gücünü timüs salgı bezi içindeki eğitimle kazanır.
2) Bu merkeze bağlı ikinci bir kanser riski, yine bu merkezlerin âhenkli çalışmaması sonucu dokulardaki denge; bir anlamda
biyolojik sağlık bozulur ve hücreler doku kontrolünden çıkar.
3) Aynı merkezlerin denge bozukluklarına bağlı bir kanser riski de, bu merkezlerdeki bozukluklardan başlayan hormonal karga-
şanın lenf damarlarını daraltması olayıdır. Bunun sonucu dokularda yeterince lenfosit kontrolü olmaz ve de kansere karşı risk artar.
Hipotalamusdaki bu merkezlerin sağlıklı ve dengeli çalışması, yalnız hastalık açısından değil; tüm yaşantı açısından çok önem-
lidir. Meselâ normal olarak çok basit olan doğum olayı, korku etkisiyle (bahsettiğimiz çekirdeklerdeki olumsuzluk) altüst olur; hem
annenin, hem bebeğin hayatını tehlikeye sokar. Kanda besinlerin gereği gibi yanması, sindirim sisteminde besinlerin sindirilmesi
hipotalamus çekirdekleriyle yakından ilgilidir. Peki bunların konumuzla ilgisi ne? Çünkü çok iyi biliniyor ki; korku, güvensizlik, nefret,
hırs hipotalamusu alüst eder. Yine biliyoruz ki; sevgi, güven duygusu hipotalamusda hayat verici rahatlama yaratır. Bu sonuç, insan

