Page 22 - 9789753811705
P. 22

Âyet 5: «Onlar ki Rablerinden hidayet bulanlar, onlar ki felâha erenlerdir».

            Kur’an’ın Fâtiha ile karşılıklı olan ilk sahifesi bu âyetlerle tamamlanmaktadır. Böylece: Fâtiha’nın hikmet dolu şifre sırrına, bir
         anlamda îmanın tanımıyla eşlik etmektedir. Âdeta Cenab-ı Hakk, Fâtiha’nın muhteşem sırrını açıkladıktan sonra... «Siz Fâtiha’yı
         anlamak, onu yaşamak mı istiyorsunuz? O hâlde işte îmanın sırrını açıklıyorum. Îman edin, hidayet bulun, felâha kavuşun» buyur-
         maktadır.

            O hâlde Sûre-i Bakara’nın ilk beş âyeti bizi Fâtiha sırrına ulaştıran, îmanı anlatan hikmetler demetidir. İşte bu beş âyet, bu yüz-
         den Fâtiha’nın öz hikmetlerine âhenkler vererek tamamlanıyor. «Onlar ki; rablerinden hidayet bulanlar, felâha erenlerdir.» Şimdi
         âyetin hikmetini Fâtiha penceresinden seyredelim:

            Biz Fâtiha’da hangi niyaza sığınıyorduk?

            «Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden istiane dileriz. Bizi sırât-ı müstakîme hidayet eyle...»

            Bu beşinci âyet nasıl tamamlanıyor? «Onlar ki; rablerinden hidayet bulanlar, felâha erenlerdir.»


            Şu hâlde bu beş âyet, niyaz ettiğimiz sırât-ı müstakîme geçiş formülünü vermektedir. Âyetin bu temel mesajını anladıktan sonra
         şimdi yorumuna geçiyoruz:

            Âyette çok önemli iki nokta, bizzat âyetin yapısal inceliğidir:

            a) Hidayet, Allah’ın Rabb sıfatının tecellisidir.

            b) Hidayet, felâhın (mutlak huzur ve mutluluğun) tek anahtarıdır.


            Önce âyetin verdiği bu önemli mesajları inceleyelim:
            a) Hidayet (güzel ve doğruya erişmek): Allah’ın Hâdi sıfatının tecellisidir. Ancak “Rabb” sıfatından gelişen bir hikmettir. Cenab-ı
         Hakk’ın sıfatlarını inceleyen kitabımızda etraflıca anlatacağım şekilde, Allah’ın zâtına en yakın sıfatları Rahman, Rahîm, Samed,
         Rabb sıfatları ile Hallâk sıfatıdır.

            İnsanları, Fâtiha’da tanımlandığı şekilde dalâl (yanılgı, karanlıkta kalma)dan kurtaran Allah’ın Rabb sıfatıdır. Zaten Fâtiha’nın
         birinci âyetinde Rabb sıfatının zikredilmesinin nedeni budur. Ancak, bir olayda Allah’ın bir tek sıfatının tecellisi yerine birçok sıfatı-
         nın tecellisi söz konusudur. Bu yüzden, Allah’ın Hadî sıfatı, gönüllere hidayeti, önceki bölümlerde anlattığım gibi sonsuz yakînliğe
         eriştirir. Neden hidayet, meselâ Rahman sıfatının tecellisi değil de Rab sıfatının hikmetidir?

            Çünkü hidayet için Allah kuldan bir niyet, bir adım istemektedir. Nitekim ikinci âyette hidayet için ittika ön şartı istenmektedir. İşte
         hidayette «Rab» sıfatının birinci hikmeti budur. İnsanın hidayeti talep etmesi şarttır. Bu talep ise Allah’a karşı kulluk sorumluluğunu
         idrak haysiyetidir. Hidayette «Rab» sıfatının tecelli hikmetinin ikinci sırrı ise; hidayetin bir eğitim, yetişme olayı olduğudur. Yani hi-
         dayet bir anda kazanılmak yerine kat kat, mertebe mertebe kavuşulan bir nîmettir; bir nîmetler demetidir.

            İnsana Rab sıfatı tecelli ederek hidayet başladıktan sonra infâk ve namaz iksiri ile yücelir durur. Ve sonra yakîn sırrı doğana
         kadar devam eder. Yakînliğin de mertebelerini bir önceki âyette anlatmıştım. Şu hâlde Rab sıfatı ile lütfedilen hidayet, bizim gayret
         ve ihlâsımızla âhenkli bir hikmettir. İşte Allah bu sırrı anlatmak için: «Onlar Rablerinden hidayet bulanlardır» buyurmuştur. Âyetin
         getirdiği bu incelik; kader hikmetlerinden cennete ulaşmaya kadar pek çok ciddi bahsin anahtarıdır.
            Bu edebî kalıp içinde Allah «Hidayeti bu Rab sıfatımla veririm; ittika’daki ihlâsınız, hidayetin sonsuz merhalelerinin de anahtarı-
         dır.» Mesajını veriyor. Allah’ın apaçık gösterdiği istikamet çok nettir:

            Gaybe iman,

            Namaz,


            İnfâk.
            «Bu üç hikmete sarılın, ben sizi Rab sıfatımla sırât-ı müstakîm’e hidayet ederim» buyuruyor.


            Sûre-i Bakara’nın bu ilk beş âyeti, insan nefsinden gelen her türlü umursamazlık, kaygısızlık, tembellik ve neme lâzımcılığa
         paydos diyor.

            Eğer hidayet, ona bağlı olarak felâhı bulmak istiyorsan: Gaybe îman et, namaz kıl ve her imkânınla infâk et. Yoksa: «Kalbim te-
         miz, ben günah işlemiyorum... infâk neymiş?...» gibi hikâyeler insanı dalâlde bırakan nefs oyalamacılığından başka bir şey değildir.

            b) Âyetin, felâh için tek çıkar yol olarak hidayeti göstermesine gelince: Önce felâh nedir onu bilmemiz gerekir. Niçin namaza
         davet edilirken günde beş kez «Haydin felâha» diye çağrılıyoruz? Konuya namaz açısından üçüncü âyette değinmiştim. Ancak
         burada hidayetin felâh sırrına topluca değinmek istiyorum.

            Bildiğiniz gibi, insan dört yanı olan bir varlıktır: nefs, beden, ruh, kalb (gönül). Bu yanlarımızın tümü ile huzurlu olması, âhenkli
         çalışması mutlak mutluluğu temsil eder ki; buna felâh deriz. Bu dört unsurumuzu inceleyim; acaba normal şartlarda bunların arıza-
   17   18   19   20   21   22   23   24   25   26   27