Page 20 - 9789753811705
P. 20

Âhiret nedir?

            Ne yazık ki bu konuda bize net bilgi yerine karmakarışık kavramlar tanıtılmıştır. «Âhiret» kelimesinin Türkçe en güzel karşılığı
         «sonrası»’dır. Arapça’da «son»a «nihayet» denir. Maddi dünyanın; daha doğrusu dünya hayatından sonrası “âhiret” kavramında
         ifade edilmektedir. Mutlak ve gerçek olan âhirettir. Dünya hayatı ise, mutlak hayattan geçici bir ayrılık, geçici bir yansımadır. Bilin-
         diği gibi âhiret hayatının başlangıcı «Mahşer» ve «Mahkeme-i Kübra»’dır. Sonra yeniden herkes gerçek hayattaki mekânına intikal
         edecektir. Âhiretin, yani sonraki hayatın içinde cennet ve cehennem vardır. Cennet ise, bilindiği gibi dünya hayatından çok önce var
         olan hayatın bir parçasıdır. Bütün ruhlar dünyaya yansımadan önce sıra ile ezel’i, elest’i ve cennet’i tanırlar. O hayatı yaşamışlar-
         dır. Allah, Âdem’e ve tüm insanlara bedeni murad edip yarattıktan sonra; tekrar cennette yaşamaya devam edebilmek için, dünya
         hayatında bir imtihanı şart koşmuştur. Bu imtihanda başarı gösteren âhiret hayatında hemen cennete yansıyacak ve ölmezliğin
         mekânlarına ulaşacaktır. İmtihanı kaybeden, bir tathirhane (arınma laboratuarı) olan cehennemde işlem görecektir. Bunun da ay-
         rıntılarını geniş olarak «Amme Cüz’ü Yorumu - 2» kitabımda anlatmıştım. (9)

            İşte şimdi, Allah hidayete eren kullarını tarif ederken zarif bir tanımla bize çok önemli bir hikmeti anlatıyor: «Onlar âhirete yakîn
         olmuşlardır.» Dış kelime anlamıyla «yakînlik», yukarda arzettiğim gerçeklere inanmışlardır, mesajını veriyor. Ancak âyetin derinle-
         rinde çok önemli mânalar vardır. Hidayet, gerçeği kavrama demek olduğuna göre; acaba âyet gerçeğe ulaşmayı neden «Âhirete
         yakîn olma» şeklinde tarif etmiştir? Çünkü mutlak gerçek, «âhiret» kavramını çok yakîn olarak tanımak demektir. Âhiret; ezel, elest,
         cennet hayat şeridinin bir tarz ifadesidir. (10) Nitekim öldükten sonra berzah aracılığıyla, âhirete zaman düzleminin en yakın nok-
         tasına intikal ederek mahşeri bekleyeceğiz.

            Âhirete yakîn olmanın ilk şartı, ezel ve elesti hatırlamaktır. Demek ki bir insan Allah’a karşı kulluk sorumluluğu duyar (ittika),
         sonra da Kur’an’a sarılır, namaz ve infâkla hidayete ererse; elesti hatırlamaya başlar. Çünkü bu hatırlama başlamadan allah’a îman
         ancak «gaybî»dir. Bu yüzden Allah üçüncü âyette makbul olan insanı «gaybe îman eden» şeklinde tanımlamıştır. Sonra, hidayetle
         âhirete yakîn olunca elesti hatırlayacak ve gerçek îman teşekkül edecektir.

            Bu çok zor konuyu, biraz olsun çözebilmek için; eletsin nasıl hatırlanacağını anlatmak istiyorum. «Namazın Sırları» (11) kitabın-
         da da ayrıntılarını anlattığım elest meclisini, tekrar çok kısa olarak hatırlatacağım:

            Allah, ezelin sonsuz ve muhteşem güzelliği içinde bir an: «Ben sizin Rabbiniz değil miyim?» buyurdu. Bu hitap Fussilet Sûresi’nde
         (âyet: 53) tarif edildiği vechile; hem enfüsten, hem âfaktan geldi. Bu yüzden tüm varlıklar önce haşyete, sonra paniğe kapılarak
         «evet» demekte geciktiler. Ancak, Fahr-i kâinat olan yüce Peygamberimiz bu panik çıkmazını aştı ve: «Evet Rabbimizsin» dedi ve
         sonra da diğer insanlar tâkatlarınca bu niyaza katıldılar. Sonra Efendimiz tüm inananlara hamd namazı kıldırdı. İşte, âhirete yakîn
         olmaktan kinaye, hatırlayacağımız en önemli gerçek; yakîn olacağımız hikmet budur. Dünya hayatına geçmeden hatırlayacağımız
         bir başka gerçek de, cennet ve oradan dünyaya ışınlandığımız andır.

            Bütün bu sırlara hangi mertebelerde yakîn olabiliriz? Çünkü yakîn olmak, bir mertebeler sistemidir ve birçok geçişlerdir; derece
         derece iktisab edilir. Âhirete yakîn olmak emri ile bildirilen hidayet sırrının bizi elest ve cennet hikmetlerine yaklaştırması, şu dere-
         celerden geçerek tahakkuk eder:

            1) Kur’an’ın ilâhî mesaj olduğunu hatırlama: Nitekim âyet bu hikmetle başlamış, yakînliğin ilk katını böyle tarif etmiştir. Yakînliğin
         bu safhasında elest ve cennet hatırlanamaz. Ancak bu, hidayete eren kimse için Kur’an âyetlerini dinlerken, sonradan unuttuğu
         bir gerçeği hatırlatır gibidir. Ona kesin bir ilgi ve sevgi, dayanılmaz bir yakînlik, bağlılık duyar. Kur’an’a ilgi ve sevgi bu bakımdan
         bir hidayet nîmetidir. Kimse çıkıp Kur’an hakkında ilkel tanımlar vermesin. O, ilâhî mesajdır ve gönül kapısı açılınca hemen tanınır.

            2) Yakînliğin ikinci mertebesi cenneti hatırlamaktır: Cenneti hatırlamak iki safhada olur:

            a) Cennetten yalnız çıkış anını hatırlamak: Hepimiz cennetten, ruh olarak çıkarken, ilâhî mesajları duyar duymaz ona îman ede-
         ceğimize söz vermiştik. İşte bu ânı hatırlayan, bütün ilâhî mesajları hatırlar ve hemen îman eder. Âyetin ikinci cümlesinde «Senden
         önce indirilenlere de iman ederler» emri bu hikmeti dile getirir.

            b) Cennetteki tüm hayatını, yani cennet güzelliklerini hatırlar: Bu yakînlik daha derin, ilâhî bir yakînliktir. Cennet kokularını,
         renklerini, âhengini hatırlar. Bu mertebe, yakînliğin bir tür tanıma dönüşmesidir. Artık “gaybe îman” büyük ölçüde “yakîn iman”a
         dönmüştür.

            3) Elest meclisini hatırlama mertebesi: Bu mertebe de üç farklı yakînliği ifade eder:

            a) Yalnız böyle bir meclis kendine anlatıldığında hayal-meyal bir duyguya kapılır. O muhteşem ânı tam hatırlayamaz. Fakat böyle
         bir toplantının olduğunu kesine yakın bir inaçla hatırlamaya çalışır. Bu mertebede dahi çok yüksek bir yakînlik vardır. Çünkü enfü-
         sünde bir takım hikmetler olduğunu hisseder.

            b) Elesti hatırlama yakînliğinin ikinci yüceliğinde, elest meclisini hatırlar; hatta yakınlarında olanları da hatırlar. Bu, mutlak bir
         yakînliktir. Çünkü gaybe îman formülü ile başladığı Allah inancı konusunda tam bir gerçek yakînliğini kazanmış, bu îmana hidayet
         bulmuştur.


            O muhteşem günde özellikle enfüsünün her noktasından coşan: «Elestü birabbiküm (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?)» hitabı,
         müthiş bir sedâ hâlinde yaşamaktadır. Bu aynel yakîn bir îmandır.

            c) Elesti hatırlamak yakînliğinin üçüncü mertebesi bizzat ezel hâlini yaşamak ve Fahr-i kâinat Efendimiz’in evrendeki tüm varlık-
         lara kıldırdığı hamd namazına dönmektir. Böylece âhirete mutlak yakînlik teşekkül eder.

            Muhterem okuyucularım, şimdi beşinci âyetin yorumuna geçeceğim. Ancak 1-4’ncü âyetlerin müşterek ihtişamına bir göz atalım:
   15   16   17   18   19   20   21   22   23   24   25