Page 25 - 9789753811705
P. 25

Âyet 6: «(Habîbim, şüphesiz) o kâfirleri inzâr etsen de etmesen de müsâvidir (fark etmez); çünkü inanmazlar».

            Âyet 7: «Allah onların kalplerini ve kulağını mühürlemiştir, gözlerinde de perde (gışa) vardır ve azîm bir azâp onlaradır».

            Bu iki âyetin yorumu iç içedir. Bu yüzden âyetleri bir bütün olarak yorumlayacağım. Ancak altıncı âyette bildirilen emrin çok
         önemli bir hikmetini dile getirmek istiyorum. İnsan neden itikadan kaçar ve kendinin kurtuluş yolu inzârın tüm çıkışlarını tıkar?

            Daha önce ifade ettiğim gibi ittika, insanda, içgüdüden daha güçlü ve çok haysiyetli bir duygudur. Âdeta insanın yaradanına bir
         tarz şeref borcudur. Bu borcu ödemeye mecburuz.

            Acaba neden?

            İnsan, 7’nci âyette vurgulandığı gibi, mademki dünyaya göz ve kulak nîmetleriyle gelmiştir; bazı şeyleri fark etmek zorundadır.

            Çevremizde bize yansıyan nimetleri görmek, idrak etmek insanın bizzat karakteridir; hatta tanımıdır. Özellikle, hele günümüzde
         ilmen bilinen gerçekleri görmemezlikten gelmek ve küfre saplanıp kalmak cidden gülünçdür, hazindir. Birkaç örnek vererek hâlâ
         küfürde saplı kalanların mantıklarındaki çılgınlığı gözler önüne sermek istiyorum. Böylece onlar için emredilen altıncı âyetin sırrını
         daha iyi kavramış olacağız.
            «Habîbim, onlar için inzâr etsen de etmesen de müsâvîdir; onlar (kör bir çukura saplanmışlardır) iman etmezler».


            Şimdi çevremize çok kaba çizgilerle göz atalım:

            1) Soluk yüzlü ve dermansız bir kimse iseniz, muhtemelen kansızsınız. Çevrenizde çok sağlıklı, kıpkırmızı renkli iki meyve var:
         Elma ve nar. Size, lisan-ı hafi ile (sessiz bir dille) sesleniyor:


            — Benim gibi zinde, sağlıklı olmak istiyorsan bana koş. Beni sana Allah gönderdi, diyor.
            Bir de bakıyorsunuz bu meyvelerde insanın bir günlük kan yapım ihtiyacı tümüyle var. Kan için gerekli kimyasal maddelerin tümü
         var: İki değerli demir, C vitamini, enzimler, folik asit, fosfor ve DNA şekeri (riboz).

            Peki! Siz Allah’a karşı sorumluluk ve şükran duymayacak mısınız?

            2) Gözünüzün retina tabakasını inceliyorsunuz. Akıl almaz bir elektro kimya düzenini temsil ediyor. Retina dokusunun biçimi tıpkı
         minik havuçlara benziyor. Bu tabakanın beslenmesinde A vitamini pek önemli bir fonksiyona sahip. Bir de bakıyorsunuz meyveler
         içinde retina tabakasındaki kimyasal organcıklara benzeyen tek meyve havuçtur ve de havuç A vitamini deposudur.

            Allah’a karşı hâlâ sorumluluk ve şükran duymayacak mısınız?

            3) Bütün meyveler yazın olgunlaşıyor. Sizin ise, kışın çok miktarda C vitaminine ihtiyacınız var. Meyveler içinde en çok C vitamini
         taşıyanlar, narenciye sınıfı meyvelerdir ve de kışın olgunlaşıp hizmetinize giriyorlar, sırf sizi hastalıklardan korumak için yetişme
         zaman usûlünü bozuyorlar: Yazın değil, kışın hazır oluyorlar.

            Allah’a karşı hâlâ sorumluluk ve şükran duymayacak mısınız?

            4) Hârikalar hârikası bir meyve var: Zeytin. E vitamini taşıyan tek meyve. Bu vitamin sizin salgı bezleriniz için çok önemli. Bu
         yüzden zeytin tam salgı bezine benzemektedir. Ve de hiçbir yabancı canlı yemesin, yalnız insan yesin diye acı yaratılmıştır.

            Allah’a karşı hâlâ sorumluluk ve şükran duymayacak mısınız?

            5) Medeniyetin ve hayatın temel unsuru olan yakıtlara, enerji meselelerine bir göz atalım:

            İnsanlar az, ihtiyaç azmış, yalnız odun yakıyorlarmış. İnsanlar ve ihtiyaçlar çoğalmış, saati gelmiş; yerin altında depo edilmiş kö-
         mür ihsân edilmiş. Bu da insan nüfusu ve ihtiyacına yetmemiş; bu kez yerin altında petrol depoları sunulmuş insanların hizmetine.
         Bütün bu nimetler, yüz milyonlarca sene önce saati saatine kompüterize edilmiş akıl almaz ilâhî ihsanlardır.

            İnsanın daha başka hizmetleri ve enerji ihtiyacı baş göstermiş, uranyum-235 girmiş devreye. Eğer Allah uranyum-235 metalini
         müstakil bir maden olarak yaratsa idi; arz bir milyar sene önce infilâk ederdi. Hiç yaratmasa, nükleer enerjiyi mahşere dek bula-
         mazdık. Hâlbuki Allah uranyum-238 ‘in içine uranyum-235’i yüzde beş oranında serpiştirmiş; böylece hem uranyum-235 tehlike
         olmaktan çıkmış; hem zamanı gelince insanlığın hizmetine girmiş.

            Allah’a karşı hâlâ sorumluluk ve şükran duymayacak mısınız?

            6) Denizlere bakın, milyarlarca senedir buharlaşır. Sonra yağmur olarak arza döner. Her dönüşte, arzdan bir sürü metal sürükler.
         Ne var ki Allah öyle kompüterize bir denge kurmuştur ki; deniz suyunun ne tuz oranı, ne başka metal oranı değişmez.

            Allah’a karşı hâlâ sorumluluk ve şükran duymayacak mısınız?

            7) Havayı akıl almaz biçimde kirletirsiniz; ilâhî kompüter, tüm kirlerinizi ormanlara temizletir. Atmosferde oksijen oranınız milyon-
         larca yıl hep aynı kalır. Arzın her yerleşim yöresini, rüzgârlar ılımlı bir tarzda arıtır durur.
   20   21   22   23   24   25   26   27   28   29   30