Page 28 - 9789753811705
P. 28
Bazen bu sıkıntılardan açıklayıcı bir netice çıkmayabilir. Bunun sebebi, sonuçları değerlendirme şeklidir. İçimizin sıkıldığı günün
akşamı, memnun edici bir haber alabiliriz; içimizin boşuna sıkıldığını sanırız. Hâlbuki ya o anda bir başka yerde bizim için menfi bir
olay sürüp gitmiştir veya sevindiğimiz hadise, gerçekte sevindirici olmadığı hâlde aklımız kısa vadeli bir yorum yapmış; bizi yanlış
yere sevindirmiştir.
2) Geleceğe ait açık önseziler: Böyle durumlarda gönlümüze sıkıntı açık bir şekilde gelir. Çoğu zaman bizim ya da sevdiğimiz
birinin bir süre sonra başına gelecek bir sıkıntıyı önceden sezebiliriz. Böyle önseziler daha çok gönlü açık kimselerde, hassas in-
sanlarda vardır.
3) İnsanları tanıma önsezileri: Önseziler, insanları teşhiste çok önemlidir. Bir kimseyi âni olarak red etmemiz veya sevmemiz;
yine kalbin bu olağanüstü hünerinden gelir. Önsezinin net biçimlerinde, dost görünen kimsenin ileride ne tarz bir kötülük yapacağını
bile sezmek mümkündür.
4) Belli bir işin nasıl sonuçlanacağına dair sezgiler: Bu sezgiler arasında, akla danışmadan her gün kendi kendimize uygulama
yaptığımız pek çok örnekler vardır. Hatta birbirimize, teşebbüs edeceğimiz bir konuda gönülden danışmalar yaparız. «Bu iş, sana
nasıl geliyor? Olacak mı, olmayacak mı?» diye sorarız. Bu aslında gönül gücüne inanmanın bir ifadesidir. Pek çoklarımız, gönül
gücüne öylesine inanmıştır ki; bir şey içimize hoş gelmiyorsa, onun olmayacağına muhakkak nazarıyla bakarız.
Bu muhteşem duyguların tümü; idrakte var olan bilinç kavramının kalple olan müthiş ilgisini sergiliyor.
Bu kaçınılmaz gerçeklerden anlıyoruz ki; kalp, maddesel yapısındaki ihtişamı, esrarı; bir başka planda da bu esrarı, net olarak
duygular şeklinde sergiliyor.
Hâlbuki kalbin asıl esrarı onun daha derinlerindedir. Şimdi bir kat daha derinde sevgi ve merhameti inceleyelim:
İçinize bir duygu düştüğü zaman, hiç beyninizde değişik faaliyet fark ettiniz mi? Hâlbuki duygu başlar başlamaz kalp bölgenizde
bir şeyler hissedersiniz.
Sevgiyi ele alalım:
Hiç akıldan, beyinden başlayan aşk gördünüz mü? Sevdiğiniz ister yavrunuz, ister başkası olsun; onu hasretle beklerken kalbi-
nize bir sıcaklığın aktığını fark etmemek mümkün mü? Kalbi saran bu sıcaklığın, günde yüz bin defa değişen kan alışverişiyle ne
alâkası vardır?
Kalbin mânâsından gelen her özellik, onun maddesine akseder. Bazen acı, bazen mutluluk verir. Bir kalp hastası sevgiyle bakan
gözlerin altında rahatlaşır. İnanınız sevgi dolu bir kalbin durmasında bile bir mutluluk vardır.
a. Hasret ve yanış: Ayrılığın hasreti yine kalpde hissedilen bir acıdır. Özleyişin kalpten doğan bir duygu olduğu o kadar açıktır ki;
özleyenin kalp bölgesinde tarifi imkânsız bir acı sezilir. Bu ne böbrek taşı sancısına, ne infarktüs ağrısına benzer. Bu duygu, kalbin
özünden gelip maddesinde yangın çıkaran bir fırtınadır.
Sıradan bir üzüntü, stres; kalbi, bitkisel sinir sisteminden gelen sıradan hormonal tesirler gibi belirli bir yönde etkileyebilir. Yani bu
etkiler damarları açıp kapayarak her organa tesir ettiği gibi, kalp damarlarına da tesir yapabilirler. Ancak hasretin ardında bir infark-
tüs veya kalp spazmı mevcut değildir. Bu mühim tespit, kalbin kendi özünde merkezleşen duygunun ayrı bir görünüşüdür. Hasretten
ve ayrılıktan dolayı kalpte maddî problemler çıkabilir. Hatta kalp durabilir; ama bunlar bitkisel sinir sistemi menşe’li değildir.
b. Sevgi ve aşkın pervasızlığı: Bazıları sevgiyi kalbe ve akla ortaklaşa paylaştırmak isterler. Hâlbuki sevgi kalbe has bir his,
hatta bir sezgi olduğu için pervasızdır. Sanki aklın ve mantığın bütün hükümlerine karşı kendi ağırlığını koyarak bayrak açar. Kendi
istiklâlinin fermanını kendisinden alır. Sevgi öyle dayanılmaz bir duygudur ki; bitkisel sinir sisteminden gelişmek şöyle dursun, bu
sistemi, hatta bütün vücudu hükmü altına alır. O «ye» derse yenir, «gör» derse görülür. İşte, kalbin, sevgiyle birleşen sezgi yanı,
tamamen bağımsız bir sistemdir. Kendi iç dünyasından gelen mânâ mesajları ve kanunlarıyla birlikte gelir. Sevginin kalp merkezin-
den el koyduğu vücutta yönetim tümüyle değişir.
Yorumumuzun konusu, kalbe ilmî bir yaklaşım olduğu için konuların teferruatına fazla girmiyorum. Ancak sevenin su veya yemek
reflekslerinin nasıl kalktığını da ilmî bir tespit olarak hatırlatmak istedim.
c. Merhamet: Merhamet, Batılılar’ın ve onlardan ilham alan bizden bazılarının sandığı gibi, yalın bir acıma duygusu değildir. Sev-
gi ile gelişen, yardım ve fedakârlıkla büyüyen komple bir duygudur. Ne yazık ki günümüzde birçokları, merhameti, zayıf ve hasta
insanlara has bir acıma sanmaktadır. Hâlbuki merhamet, mükemmel ve güçlü bir insanın kalbinde doğan yüce bir sezgidir. Öyle ki;
gerçek merhamet sahipleri aslında en güçlü insanlardır. Çünkü o duygu, kalbin ancak ve sağlıklı anında var olabilir. Eğer kalpde
merhamet yok ise, o kalp asıl mânâsından uzak ve hastadır. Ve bize göre de en zayıf varlık, merhametsiz olandır.
Modern psikoloji bu konuya yavaş yavaş yaklaşabilmiştir. Şöyle ki: Merhametsiz ve katı kimseler, ruhen hastadır. Acımasızların
bu duyguları, şuur altında yerleşmiş eksikliklerden doğan bir tür aşağılık duygusudur.
Kalp davranışları, bütünlüyle kendi kanunları içinde yürür. Nasıl zekâ aklın kaidelerinden dayanak alırsa; merhamet ve sevgi de
kalpten istinad alır. Asıl önemlisi kalbe ait meziyetlerin başlı başına bir bütün teşkil etmesidir. Yani aşırı duygusallıktan başlayarak;
önseziler, sevgi ve merhamet birlikte bir sistem teşkil ederler. Kalbinde sevgi taşıyan, aynı zamanda önsezi ve merhameti de bera-
ber taşır. Yine önsezisi kuvvetli olanlar sevgi ve merhametten yana da güçlü insanlardır.
Kalbe ait özelliklerin biri de; reflekslerinde aynı ortak yanın bulunuşudur. Bundan evvelki bölümde gözyaşı refleksi üzerinde
durmuştuk. Bunun sebebi, kalbin ayrı bir sinir merkezi gibi bu salgı bezini çalıştırma kabiliyeti oluşundandır. Bu bölümde söyledik-

