Page 29 - 9789753811705
P. 29
lerimizin teyidini yine gözyaşıyla tamamlamak istiyorum:
Vücudun maddî yanı ve bunu temsil eden birinci ve ikinci sinir sistemleri; mesajlarını sinir telleriyle yürütürler. Kalbin merkez
olduğu duygu sistemleri ise mesajlarını aracısız iletirler. Bu yüzden gözyaşı bezi beyinden gelen bir sinir tarafından sıkıldığı ve
böylece gözyaşı meydana geldiği hâlde; çıkış mesajını beyinden almaz. Bu salgı bezini harekete geçiren bilmediğimiz bir intikal;
sevgiden, merhametten ve sezgiden otomatik olarak doğar. Zaten merhametin doğması için gözyaşı bezini çalıştıracak bir gönül
ceryanı şarttır.
Kalbi taşlaşmışların gözleri yaşsız olur. Bu hâl kalp mühürlenmesi açısından pek önemlidir. Bu, değişmez mânâ kanunudur.
Kalbin sevgi ve merhamettin aldığı öyle yüce bir zevk vardır ki; böyle zengin gönüllerde dokulara kan veren kalp, sanki bir başka
zevkle çarpmaktadır.
Gerçek mânâdaki şiire ve sanata güzellik veren sır, yine kalpde doğar. Gönül bestesinin rüzgârı esmeden ortaya çıkan ne şiirde
ne de müzikte can yoktur. Sözlerin taşıdığı hikmet sırrı içindeki ahengi ve seslerin müzikleşen senfonisi; ancak kalbin duyu sistemi
vasıtasıyla bize yansıyabilir. Hangi ses kulak sinirinden aldığı hızla beyine gidecek de müzik zevki verecektir? Hangi şiirin ahengi
beyne varıp bizi duygular âlemine götürecektir? İnsan beyni bunlara mezun değildir. Hiçbir fizyolojik merkez, beyinde, sanatın ve
duygunun temsilcisi olmamıştır. Gönül sarayının duvarlarından bin bir ahenk aksetmedikçe kalp de yeni duygulara vasıta olmadık-
ça sanat olamaz. Hatta sanatta asıl olan duyguyu başkalarına iletebilmek prensibi, kalbin saltanatının bir tezahürüdür. Bir anlamda
eserde gönül sırrı varsa bir başkasına yansıyabilir.
Kalbin hissî yönündeki en büyük husûsiyetlerden biri de kalpler arasındaki karşılıklı haberleşmedir. Aynı hisleri paylaşabilen
kalpler, yan yana gelince mutluluk ve huzur bulurlar. Aşkın hem tarifi imkânsız mutluluğu, hem de kavranamayan hasret acısı, kalp-
ler arasındaki farklı duyguların ahenkleşmesinden doğar. Hâlbuki kalpler arasındaki farklı duygular varsa ve gönüller ters yüklü ise
birbirinden kaçar. Yan yana gelince tarif edilmez bir cendereye girer.
Kalbin his yönündeki en akıl almaz özelliklerinden biri, zaman ötesi gücündedir. Yüzlerce yıl önce yaşamış bir insana hayran
kalıp, onu severseniz; onun gibi duymaya, onun gibi sezmeye ve onun gibi davranmaya başlarsınız. Kalbin bu vasfı iyi bilinince;
geçmişte yaşamış yücelerin hayatlarının kalplerde nasıl hâlâ devam ettirildiklerini anlayabilirsiniz.
Kalbin bu özelliği, insanın en esrarlı yönü olan «Teklik» hikmetinden gelir. Daha önce de temas ettiğim gibi; kalp, insanoğluna
verilmiş öyle mükemmel bir ilâhî nimettir ki; onunla insan, evrendeki güzelliklerin hepsini bulur, hepsini yaşar. İslâm metafiziğinde
gönüllerde büyüklerin tutulmasındaki sır bundandır.
Şimdi kalbin en mühim cihetini açıklamaya gayret edeceğim. Böylece kalbin asıl gerçeğini anlamış olacaksınız. Bu gerçek, içi-
mizdeki bir başka ben olan gönüllerde saklıdır.
Şimdi asıl kalbin gerçeğine geçiyoruz: Unutmayınız ki kalbin gerçeği hakkında tüm bilgi, Bakara Sûresi’nin bu 1-7’nci âyetlerindedir.
Çok önemli bir anahtar, yedinci âyetin kelime dizelerinde gizlidir. Önce âyeti kelime kelime çevirerek, bu incelikleri tespit edelim:
«Allah onların kalplerini ve kulağını mühürlemiştir, gözlerinde de perde (gışa) vardır ve azîm bir azâp onlaradır».
1) Kalp ve göz çoğul olduğu hâlde, kulak tekildir. Hâlbuki iki kulak nedeniyle, asıl kulağın çoğul olması gerekir.
2) Kalplerde ve kulakta mühür varken, gözlerde gışa (perde, kalın örtü, kalın deri) vardır; yani mühür yoktur.
3) Demek ki kalbin mühürlenmesi; mânâ yanının işlemez hâle gelmesi için kulağın da ayrıca mühürlenip, gözün perdelenmesi
gerekiyor. Bu operasyon, kalbin mühürlenme olayında otomatik olarak kulu sorumlu tutmaktadır; cebir yoktur; küfr-ü inadinin biri-
kimi vardır.
Şimdi bu ana noktalardan kalbin gerçeğine gitmeye çalışalım:
Acaba Allah âyette kulağı neden tekil kullanmış da kalbi ve gözü çoğul kullanmıştır?
Bunun birçok hikmetleri vardır. Hepsini açıklamaya çalışacağım. Ancak; en önemli mesaj, kalp gerçeğini bildiren işarettir. Demek
ki bildiğimiz kalbimizden ötede bir kalbimiz var.
Bedenin hayat merkezi nasıl kalp ise; ruhun hayat merkezi de kalptir. Emr âleminden yansıyan ruh, ancak mânâ kalbinin verdiği;
her an pompaladığı kuvve-i ilâhiyeyi teneffüs ederek yaşar.
Gönülde mevcut sevgi, vicdan, özellikle ilâhî güzellikleri idrak; mânâ kalbinin kanıdır. Mânâdaki bu esrarlı hay dolaşımının deva-
mında, basiret, akıl ve idrakte ilâhî zevk çakar; gerçek bilinç büyük rol oynar. İşte özelikle sevgi ruhun bujilerinde çakar. Bilinçteki
bu ışıkta, kulağın mânâ ceryanı çok büyük rol oynar.
Kulağın duygusal dünyamızda baş rolü oynadığı inkâr edilemez. En büyük düşmanlıkların bir çift tatlı sözle eridiğini düşünürse-
niz; sevgi ve nefretlerde kulağın oynadığı müthiş rolü fark edersiniz.
Dehanın ayrılmaz bir parçası olan basiret, isabetli idrak demektir. Ruhun yönetiminde olan akıl, zekâ, ilim ancak kalp gözü ve
kulağının ortak mahsûlü olan basiretin varlığı ile yürüyebilir.
Beşinci âyette bildirilen felâh; ruhun, kalbin mânâ ceryanı ile varlığını hissetmesinden doğar. Aksi olursa; yani kalbin mânâ cer-
yanı kesilirse, o zaman ruh komaya girer. Mânâ açısından bitkisel hayata mahkûm olur ve insan bedeninde, nefsin çılgın soluğu ve
fırtınası yürür durur.

