Page 56 - 9789753811705
P. 56

Bu fark kısmen arzın maddeye has câzibesinden, kısmen de beslenme tarzından gelmektedir. Cennette kinetik enerjiye muhtaç
         değiliz. Yalnız moleküller arası cazibe enerjisine muhtacız. Bu enerji cennette meyveden alınır.

            Cennetten kovulurken, bir anlamda arza inerken bedenin ebedîlik sırrını soyunarak dünyaya yansıyoruz. Gerçi bedenimiz, arz
         şartları içinde ana rahminde kuruluyor. Ancak beden yapımız Âdem’den gelen genetik kartlarda ölümsüzlük sırrı içinde hazırlanır.

            Yine Hz. Mevlâna ve birçok İslâm yücesi cennetteki derimizin çok değişik olduğunu, pırıl pırıl ışık yansıttığını nakletmişlerdir.
         Yaşlanma ve yıpranmayı önlemenin en iyi tedbiri ileri yaşlarda besinleri azaltıp, meyveye dönme olduğunu bu âyete dayanarak
         rahatça ifade edebiliriz.

            Âyet 37: «Derken Âdem Rabbinden birtakım kelimeler telakki etti, yalvardı. O (Allah) da tövbesini kabul etti. Yine ona
         baktı. Gerçek Tevvab, işte Rahîm O’dur.»

            Görüldüğü gibi âyet Âdem’in tövbesini ve tövbenin kabul edilişini dile getirmektedir. Bu afv sırrından sonra Âdem mekke’de
         Havva’ya kavuşmuştur.

            Şimdi Âdem’in tövbesini incelememiz gerekiyor. Zira her insan bu tövbenin sırrını çok iyi bilmelidir ki; hem tövbesini özden yap-
         sın, hem kader karşısındaki sorumluluğunu anlasın. Âdem’in tövbe hikâyesi şöyle:

            Şeytan olay üzerine Allah’a:

            «Ey Allah’ım, sen insanları yeryüzünde imtihana çekmeyi ve halife yapmayı murad ettin. Bunu meleklere açıkladın. Âdem’le
         benim isyanımızı sen takdir ettin» dedi. Bunun üzerine Allah Âdem’e:

            «Bak, şeytan olayı nasıl yorumluyor! Sen ne diyorsun?» buyurdu.

            Burada kader kavramı ve sorumluluk açısından çok önemli bir hikmet var. Allah, ısrarla «Benim kaderim dışında bir şey olur
         mu?» diye Âdem’i imtihana tâbi tutuyordu.

            Allah’ın Âdem’e yönelttiği soru buydu.

            Âdem hatasını idrak etme fazileti içinde:

            «Ben çok iyi biliyorum ki, ben nefsime zulmettim» dedi. Cenab-ı Hak tekrar tekrar şeytanın mantığı konusundaki düşüncesini
         Âdem’e sordu. Her defasında Âdem aynı cevabı verip özür diledi, tövbe etti.

            Âdem’in bu kulluk idraki, Allah’ın çok hoşuna gitti ve Âdem’i affetti. Ve «Yine ona baktı», yani halifeliği verdi. Teveccüh etti. Dik-
         kat ederseniz Tevvab ve Rahîm esmaları zikrediliyor. Kulluk idrakine düşenlere Allah Rahîm’dir, ve yanlışını anlayarak «Aman yâ
         Rabbî» diyenlere karşı Allah daima Tevvab’dır, tevbeleri kabul eder. Bu hikmet hayatımızda bize anahtar olmalıdır.

            Allah Rahîm ve Tevvab sırrıyle her günahı affeder. Bütün mesele hatasını bilip, bunu anlayarak özden tövbe etmektir.

            Âyet 38: «Dedik: Oradan hepiniz inin. Sonra benden size ne zaman hidayetçi gelir de, kim hidayetçimin izinden giderse,
         onlara bir korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaktır.»

            Şimdi arza inişte aynı emrin bütün insanlar için geçerli olduğu emrediliyor. Önce de değindiğim gibi ilâhî emir kesin bir kader
         programıdır. Zaman çizgisinde bizim farklı aralıklarla dizelenişimiz ilâhî san’atın zarif bir motifidir.

            Şimdi bu âyeti iyi okuyunuz. Çünkü bu ilâhî emir; cennet hayatımızda emrolununca hepimiz çok net olarak işittik. Yâsîn Sûresi’nin
         7’nci âyetinde bildirildiği gibi; dünya hayatımızda hidayete davet eden emre (Kur’an’a) uyacağımıza söz verdik. (11)

            Ayrıca, her birimize cennetten ana rahmine ruhumuz ışınlanırken bu emir hatırlatıldı. Tekrar tekrar ilâhî davete uyacağımıza dair
         kesin söz verdik. Alah da hidayet davetine uyanların tekrar cennete intikal edeceğini ta o anda bize müjdeledi.

            Mahzun olmayacağımız bildirildi. Çünkü cennetten kovulma ciddi bir hüzün nedenidir. Allah insanlara:

            «Siz dünyada kalacak değilsiniz. İlâhî davete icabet ederseniz tekrar cennete dönersiniz» müjdesini veriyor.

            Âyet 39: «Küfürde kalanlar ve âyetlerimize ‘Yalan’ diyenler ise; işte bunlar ateş arkadaşlarıdır. Onlar orada muhalled
         kalacaklardır.»

            38 ve 39’ncu âyetlerden anlıyoruz ki; dünya bir analiz laboratuarıdır. Burada insanın özündeki sırra uygun olanlarla, bu sırra ters
         davrananlar imtihana tâbî olacaklardır.

            Akla ilk gelen soruyu cevaplayarak âyeti açıklamaya başlayacağım.

            Âdem’in yediği elma bize niye yansıdı? Daha açıkçası Âdem’in hatasında bizim sorumluluk payımız ne?

            Bu önemli sorunun cevabını madde madde vereceğim:

            a) Elest meclisi’nden yansıyan sorumluluk: Elest meclisi’nde «Belâ» (Evet) demekte; gerçeklerin, gerçek kulluk değerlerinin
         tespiti için ilâhî irade bir imtihan murad buyurdu. Ve cennetten bu nedenle arza indik.

            b) Cennette nefs ve ruhlarımız ve gönlümüz vardı. (Tek tek hepimizin kişiliği vardı, ismi vardı). Yalnız bedenimiz yoktu.
   51   52   53   54   55   56   57   58   59   60   61