Page 8 - 9789753811705
P. 8
infak ederek göster» diyor. Sorumuzun cevabını dağıtmadan özetleyelim: İttika, zorunlu bir insanlık mes’uliyetidir. Allah’a karşı bir
kulluk bilincidir. Her inanç, içgüdüden binlerce kat güçlü olarak verilmiştir ve de en zorunlu bir insanlık borcudur.
Mânâ ilmi yüceleri ittikayı, bir küçük çocuğun anne ve babasına duyduğu sevgi, güven, çekinme ve saygı duygularının tümü
olarak Allah’a karşı duyma hissine benzetmişlerdir.
Anlattıklarımızdan ittikayı, kalbe ait bir özellik sanmayınız. Kalp zaten gerçeğin kapısındaki penceredir. İttika bilinçteki bir ışıktır
ve nefse verilen görevdir. Nefs, bilinçteki ceryanı görünce, önce «levm» adlı arayıcı bir şüpheye; daha doğrusu müsbet bir arzuya
düşer, bu hevesden ittika doğar. Artık o nefs, namaz ve infâkı yük edinmez, zevk edinir.
Nefsi bir perde olarak fark eder, onun bizi kendisine râm etmesinden korkarız. Ancak, unutmayalım ki kişilik kartımız nefstir. Nefs
arınmadıkça biz, biz olamayız. Cennete davet olan da, cehenneme bizi sürükleyen de nefstir. İşte böylesine zor ve çetin bir oyunu
biz tek başımıza oynayamayız. Kur’an bizim bu çetin imtihanı çözmemize yarayan tek kaynaktır. Onun için «Zâlik’el-kitâb»’dır. İşte
onun için, o kitap hidayete çıkarıcıdır. Ancak, mutlaka bilincimizde ittika ışığının yanmasını istemektedir. Eğer böyle olmasaydı
elestten bugüne kadar süren dünyadaki büyük imtihanın anlamı kalmazdı.
Allah buyuruyor ki:
«Ben size hiçbir ilmin çözemeyeceği akıl almaz bir gönül makinesi verdim. Madde ilimlerinin hiçbir zaman erişemeyeceği milyon-
larca kompüter kayıtlarını yapıp, çözen akıl verdim. Şimdi siz bu üstün aletlere sahip olmanın önce şeref borcunu ödeyin ve: “Ben
bir kulum, beni yaradan bir Allah var, O’na karşı mes’uliyetlerim olmalı” deyin. İşte o zaman, evrenin en nazlı kitabı size tüm çıkış
yollarını gösterecek; sizi hidayete erdirecektir.»
İttika hikmetini böylece öğrendikten sonra, şimdi hidayeti daha derinlemesine öğrenmeye çalışalım:
Madem ki ittika nefse yönelik emirdir. O hâlde hidayet de büyük ölçüde nefse has bir kurtuluş sırrıdır. Nefs nerededir ve nere-
ye gelince hidayete erecektir? İşte bu soruyu da cevaplarsak hidayete daha yakîn olacağız. Nefs, bilinçten aldığı mesajla ittikaya
geçer, ya da onda ittika başlar. Ne çare ki nefs büyük ölçüde dünya peşindedir. Zaman içerisinde kalp cereyanını almaz olur. Bir
yandan da ittika duymasına rağmen benliğinden tam sıyrılamaz.
Kur’an sırrı, nefsin bu iki çıkmazına karşı büyük tedbirler getirerek; nefsi kalınlaşıp küfür (perde) hâline gelmekten kurtarır. Kur’an
bu büyük hidayet lütfunu bahşederken, insan kompleksinin bütün hâlinde (ruh+nefs+beden+kalp) bütün yanlarını etkiler. Onu ölü
bir makine olmaktan çıkarıp, Hay sırrı ile en randımanlı şekilde çalışır hâle getirir. Bu hikmet, sûrenin yedi âyetlik ilk bölümünde,
hidayet emriyle üç ayrı fazda takdim edilmektedir.
Bunlardan ilk ikisi emir şeklinde, üçüncüsü kıyasla anlatma tarzındadır:
a) Namaz, gaybe îman, infâk temel ilkelerine bağlılık.
b) Kur’an’a îman ve âhirete yakînlik kesbetme.
c) Hidayetin tersini, yani kalbi mühürlüleri anlatarak, hidayetin özündeki kalp gözü ve kalp kulağı hikmetlerini tanıtma.
İşte biz bu kitabımız boyunca hidayeti, âyetlerin öz mânâlarına sâdık kalarak bizzat yüce kitabımızın bu başlangıç âyetlerinden
öğreneceğiz. Tekrar edeyim: Hidâyet; namaz, infâk ve gaybe îman temellerine oturur. Kur’an’a îman ve âhirete yakîn olmakla ta-
mamlanır ve felâh hâli ile kemale ermiş olur ki; biz, hidayet-i Kur’aniye’yi felâha erdiğimiz an anlarız.

