Page 10 - 9789753811705
P. 10
çe Allah’dan başka ilâh olmadığını görür. O göz kapalı ise nefsin yarattığı uydurma mantık salataları ile ömrünü tüketir durur. Hele
daha acısı; kelime-i şahadeti tasdik ettiği hâlde paraya, mevkiye ve kendi nefsine tapar.
Kelime-i şahadetin bizzat kelime ismi bile bu hakikatı yansıtır durur. Şahit olma kelimesi (kelime-i şahadet) neye şahit? «Allah’dan
başka ilâh olmadığına ve de Muhammed (S.A.S.)’in, O’nun kulu ve rasûlü olduğuna.» İşte bir Müslüman, Kur’an hükümleri gereği
Allah’dan başka ilâh olmadığına şahit olacak; fakat Allah’a îmanı «gaybe îman» şeklinde kalbinde duyacaktır, ve de O’na (Allah’a)
hidayet-i ilâhi sayesinde yakîn olacaktır.
Gaybe îmanın en muhteşem yanı, insana has bir meziyet olmasıdır. Bu, doğrudan doğruya Efendimize has bir san’attır ve de
tanımın enfüsünde şu gerçek gizlidir:
«Yâ Rabbi! Sen ne kadar gaybde gizlensen de varsın; çünkü san’atın ve kudretin öyle muhteşem ki, seni mesafelerin bittiği
enfüsümde seyrediyorum. Seni, enfüs sırrı olan gönlümde hissediyorum. Sen varsın, ben bu gayb sırrında sana inanıyorum.» Ve
sonra kat kat yakînlik başlıyor. Ve O’na yakîn olabilmek için nefs kat kat benlik çıkmazlarını aşarak gönlünün enfüsünde yokluğa
erecek ve yakîn olacaktır.
Peki, bu «gaybe îman» sırrında, yakînliği nasıl kazanacağız? Âyet kendisi açıklıyor: Namaz kılarak ve infâk ederek...
B) NAMAZ:
Şimdi üçüncü âyetin ikinci maddesine geçiyoruz: «Onlar ki namazı dosdoğru kılarlar».
«Namazın Sırları» kitabımızda bu konuda birçok tanımlar yaptım. Burada namazın genel hikmetlerini anlatacağım.
Gaybe îman ettiniz. Evrenlerin sonsuz kudretini kelime-i şahadet sırrı içinde tasdik ettiniz. O’na koşup, O’nu arayıp bulmak; hiç
değilse yakîn olmak istemez misiniz? Gönlünüzde bu sonsuz güzelliğe çeken bir haz yok mu?
İşte bu hazzı, Efendimiz öyle şiddetli duydu ki; nihayet Allah mîrac’ı müyesser kıldı. Efendimiz sonsuz şefkatı içinde ümmetini de
bu saadette görmek isteyince, Allah namazı emretti. Demek ki namaz, Allah’ın gönle verdiği hidayet cereyanının bir seramonisidir.
Kur’an’ın, başta Fâtiha olmak üzere hidayet sırrı namazda eylem tarzında sergilenmektedir. İnsanın nefs, ruh, beden, gönül yan-
ları namazda topluca ilâhî hidayetle felâh bulmaktadır. Ezan da bu yüzden namaza çağrılırken, aynı zamanda felâha çağrılır. Allah
bu büyük hikmeti bize göstermek için, dört unsurumuzu da namazda muhteşem bir felâh nîmetine ulaştırır. Bunu en kolay beden
yanımızda gözleyebiliriz. Beşinci âyetin felâh sırrı, varlığımızın dört unsuruna ve bedene de geçerlidir. Onun için namazın hidayet
hikmeti içinde önce verdiği felâhı dört unsurumuzda da ayrı ayrı tanıtmak istiyorum. Bunlardan bazılarını «Namazın Sırları’»nda da
yazmıştım. (2) Şimdi ayrı bir açıdan, bu dört yanımızın felâhını tarif edeceğim.
1) Namazın Bedene Verdiği Nîmetler:
Bu nîmetleri birbirinin devamı olan iki fazda izlemek daha anlaşılır olacaktır:
a) Namazın bedene verdiği felâh: İnsan vücudunun en çok yorulan, yıpranan bölgeleri eklemleridir. Namaz eklemler için hiçbir
fizik uzmanının itiraz edemeyeceği muhteşem bir reçetedir. Onları güçlendirir, yıpranmışlığını giderir, eklem yerlerinde tembellikten
gelişen kireçlenme olaylarına fırsat vermez. Namaz, ömür boyu bir disiplin olduğundan, hiç kimse hiçbir formülle ekleme getirilen
bu felâhın taklidini icad edemez.
Namaz, vücudun elektromanyetik yapısına çok ciddi bir ahenkleştirme hareketidir. Çünkü eski Çin’den beri bilinen ve son yıllar-
da varlığı ilmî olarak ispatlanan bedensel bir özelliğimiz, vücudumuzun elektromanyetik alanlarıdır. Bu alanlar, kalpde merkezleşen,
deriye kadar halka halka (elbette vücud çizgilerini temsil eden eğriler hâlinde) yayılan elektramanyetik alanlardır. Etkisi de deriden
dışa geçerek biyomanyetik alan şeklinde yansır.
Hayat boyunca bu manyetik alanlar vücudun statik elektiriği ile de birçok gerginlikler yaratır. Namaz, kalp merkezi esas alan bir
hareketler sistemidir. İnsan namaza durunca, vücudun bu elektromanyetik çizgileri ile hücrenin statik elektriği arasındaki gerginlik
kalkar. Sanki merkezi kalp olan bir noktadan, vücut eğrileri istikametinde muntazam çizgiler, kalbin atışına senkronize olmuş nabız
gibi bizi tarar durur. Böylece dokularda elektromanyetik açıdan büyük bir rahatlama olur.
Namazın bir parçası olan abdestte tüm statik elektriğimiz atıldığı için, beden yapımız bu yeni ahenkle elektromanyetik denge
içinde felâh bulur. Yine abdestin etkisiyle çelik gibi güçlenmiş damarlar, vücudun en uzak köşelerine kadar kan nîmetini götürür.
Felâh ziyafetinden böylece bütün hücreler yararlanır.
Gözlere verdiği dinlenme pek bârizdir. Çünkü hiç dinlenip kendini dengeleme fırsatı bulamayan göz merceği; ancak bir buçuk
metreyi seyrederek dinlenir. Çünkü normal odağı budur. Bilindiği gibi secde mahalline bakma zorunluluğu bunu sağlar.
b) Namazın bedene verdiği hidayete gelince: Onu tüm yorgunluklardan ve buna bağlı yanlış işlemlerden kurtarır. Yukarda saydı-
ğım nedenlere dikkat ederseniz, namazda maddesel fonksiyonların ahenkleşmesi bir anlamda onun hidayetidir. Aksamış yanların
abdest ve namazla zindeliğe ermesi, ona gerçek çalışma, ideal faaliyet zemini sağlar. Bu, bedenin hidayetidir; güzel ve doğru olana
kavuşmasıdır.
Namazın bedene verdiği bir hidayet de, kalbin elektromanyetik eksenlerine göre rahat duruma gelmesidir. Bazı okuyucularım
«Namazın Sırları» adlı kitabımda değindiğim bu noktayı iyi çözemediklerini söylediler.
Olay şudur: Kalp, vücudun en yüksek elektriğini üreten organıdır. Kalp, göğüs boşluğunda duruş pozisyonuna göre üç ayrı

