Page 139 -
P. 139

.     ..    .
                                                     -
                               ville'lerin k
                     baskerville'lerin kopegi
                     basker
                                               opegi
              Holmes ayağa sıçradı, kulübenin kapısında atletik vücudu-
           nun ana çizgilerini görüyordum, omuzları düşük, başı ilerde,
           karanlığı süzüyordu.
              “Sus.” diye fısıldadı. “Sus.”
              Çığlık öyle dehşetle çıkmıştı ki gölgeler altındaki ovanın
           uzak bir yerinden gelen ses, tekrar çınladığında kulaklarımızda
           daha yakın, daha yüksek perdeden çınladı.
              “Nerede?” diye fısıldadı Holmes; sesindeki heyecandan, o
           çelik gibi sinirleri olan adamın, sinirden titrediğini fark ettim. Bu
           çığlığa yeni bir ses daha karışmıştı, derin, anlaşılmaz bir hırıltı,
           ritmik ve korkunç, denizin dalgalarının yükselip alçaldığında
           çıkardığı ses gibi.
              “Köpek!” diye bağırdı Holmes; “Gel Watson, koş! Aman
           Tanrım, geç mi kaldık yoksa?”
              Bozkırda hızla koşmaya başlamıştı, ben de arkasından koşu-
           yordum. Ama önümüzdeki engebeli toprağın bir tarafından,
           umutsuzluk dolu bir çığlık daha geldi, derken küt diye ağır
           bir şey, gürültüyle düştü. Durup dinledik. Rüzgârsız gecenin
           ağır sessizliği içinde korkunç homurtuların dışında, başka ses
           duyulmuyordu.
              Holmes’ün üzgün bir adam gibi, elini alnına götürdüğünü
           gördüm. Ayağıyla yere vurdu.
              “Yenildik Watson, korkarım geç kaldık!”
              “Yok canım!”
              “Boş yere bekledim. Sen de Watson, bak, oradan ayrılman
           neye mal oldu! Ama Tanrı şahit, eğer Sir Henry’ye bir şey
           olduysa, bunun hesabını sormamız gerekir.”
              Düşe kalka, kayalara çarpa çarpa, yabani otların arasından,
           tepelere tırmanıp, bayırlardan rüzgâr gibi inerek ve korkunç
           seslerin geldiği yöne doğru, karanlığın içinde koşuyorduk. Sesin
           her yükselişinde Holmes, karanlığın içinde bir şeyler görmeye


                                                              139
                                                              139
   134   135   136   137   138   139   140   141   142   143   144