Page 140 -
P. 140
Sherlock Holmes
Sherlock Holmes
çalışıyordu ama bu karanlığın içinde bir şey görmek mümkün
değildi.
“Bir şey görebiliyor musun?”
“Hayır.”
“O da ne?”
Sol tarafımızdan hafif bir inilti gelmişti kulağımıza. O yan-
daki bir sıra kayalık, taşlı bir bayıra bakan keskin bir kayayla
bitiyordu. Çentikli yüzünde, kanatları açık duran bir kartal gibi,
karanlık eğri bir cisim vardı. Ona doğru koşarken, belirsiz çiz-
gileri biçimlenmeye başlamıştı. Yüzüstü yatan bir adamdı bu ve
kollarının arasında kalan başı, garip bir durumdaydı. Omuzlar
büzülmüş, vücut sanki perende atmak üzereydi. Duruşu öyle
10
korkunçtu ki ürkmemek elde değildi. Holmes, yerde yatan
adamın üzerinde gezdirdiği elini, dehşet içinde çekti. Çaktığı
kibritin alevi, kanlı parmaklarını ve maktulün ezilmiş kafasın-
dan yavaş yavaş ve aktıkça genişleyen korkunç kan birikintisini
aydınlatıyordu. Alevin aydınlattığı bir şey daha vardı. Yüzüstü
yatan bu kişi Sir Henry Baskerville’den başkası olamazdı. Çünkü
o kızıl tüvid elbisesini unutmamıza imkân yoktu. Çünkü Baker
Street’e geldiği zaman giymiş olduğu elbiseydi üstündeki.
Korkunç manzarayı gördükten sonra, kibritin alevi titreyip
söndü, alevle birlikte, içimizdeki umudumuz da sönmüştü.
“Lanet olsun, lanet olsun.” diye bağırdım. “Ah, Holmes, onu
yalnız bıraktığım için kendimi hiçbir zaman affetmeyeceğim.”
“Benim suçum daha büyük Watson. Mesele tamamıyla
çözülsün diye, zavallının ölmesine neden oldum. Mesleğimdeki
en büyük darbe, bu oldu. Ama nereden bilebilirdik ki bütün
uyarılarımıza rağmen, bozkıra yalnız çıkıp hayatını tehlikeye
atacağını!”
10 perende atmak: Havada çark gibi dönerek takla atmak.
140
140

