Page 169 -
P. 169

.     ..    .
                                                     -
                               ville'lerin k
                                               opegi
                     baskerville'lerin kopegi
                     basker
           çarpıyordu. Bazen sadece bir adım atıyor, belimize kadar suya
           giriyorduk, altımızdaki toprak inip kalkıyordu; metrelerce böyle
           ilerledik. Battıkça, sanki öldürücü, korkunç karanlık, pençesiyle
           bizi aşağı çekiyordu. Bu tehlikeli yoldan bizden önce birinin
           geçmiş olduğunu fark ettik. Bir ot yığını arasında çamurdan
           çıkmış kara bir şey duruyordu. Holmes yoldan inerek onu almak
           için göğsüne kadar suya gömüldü, eğer biz orada olmasaydık
           ayağı bir daha yeryüzü göremeyecekti. Eski siyah bir çizmeyi
           kaldırdı havaya. Derinin içinde ‘Toronto’ yazılıydı.
              “Bu çamur banyosuna değdi.” dedi. “Dostumuz Sir Henry’nin
           kaybolan çizmesini bulduk.”
              “Kaçarken Stapleton atmış olmalı.”
              “Evet, köpeğe koklattıktan sonra elinde kalmış ola-
           cak. Oyununun açığa çıktığını görünce, çizmeyi sakladığı
           yerden alarak kaçtı. Sonra buraya gelince de fırlatıp attı. Buraya
           kadar sağ geldiğini biliyoruz.”
              Bundan sonrasını bilmiyorduk, tahminler boşunay-
           dı. Balçıkta ayak izi bulmanın imkânı yoktu. Çamur, izleri
           kapatıyordu. Bataklığın ötesindeki kuru toprağa çıktığımız-
           da, heyecan içinde izini aradık. Görünürde hiçbir iz yoktu.
           Toprağın hikâyesi gerçekse, Stapleton, o gece sis içinde çaba-
           layarak gitmeye çalıştığı o adaya asla varmamıştı!.. Orada bir
           yerde, o büyük Grimpen bataklığının bir yerinde, onu içine
           çeken balçıklı bu koca bataklıkta, o soğuk katı yürekli adam,
           ebediyete gömülmüş, yatıyordu.
              Vahşi suç ortağını sakladığı, bataklıkla çevrili adada, daha
           önce bıraktığı anlaşılan bir çok ize rastladık. Koca bir teker-
           lek ve şaft vardı, içi çöple doluydu. Buranın, terk edilmiş bir
           maden ocağı olduğu belliydi. Yanında madencilerin artık
           yıkılmak üzere olan, kulübe kalıntıları vardı. Bunların birinde
           bir kancayla bir zincir ve kemirilmiş kemikler vardı. Bunlar

                                                              169
                                                              169
   164   165   166   167   168   169   170   171   172   173   174