Page 61 -
P. 61

.     ..    .
                                                     -
                     baskerville'lerin kopegi
                     basker    ville'lerin k   opegi
              Dört köşe tarlalardan ve ormanın alçak eğrisinden, uzakta,
           gri hüzünlü bir tepe yükseliyordu, rüyalardaki olağanüstü bir
           manzara gibi uzakta loş ve belirsiz görünen garip, çentikli bir
           tepesi vardı.
              Baskerville’nin gözleri uzun bir süre oraya takılı kaldı. Kendi
           kanından olan kimselerin uzun süre hüküm sürdüğü ve derin
           iz bıraktığı bu garip yeri ilk defa görmenin, onun yüzünde nasıl
           bir etki bıraktığını gördüm. Tüvid elbisesi, Amerikan şivesiyle
           vagonun köşesinde oturmuştu, esmer ve anlamlı yüzüne bakın-
           ca o asil kanlı, ateşli, usta adamların soyundan geldiğinden daha
           bir emin oldum. Kalın kaşlarında ve kahverengi iri gözlerinde
           gurur, ağırbaşlılık ve güç vardı. O yasak bozkırda zor ve tehlikeli
           bir şey karşımıza çıktığı takdirde, cesurca davranacağı belli
           olan bir arkadaştı bu.
              Tren küçük bir istasyonda durdu, hepimiz indik. Dışarda,
           alçak beyaz bir parmaklığın arkasında, bir çift atın koşulu oldu-
           ğu küçük bir araba vardı. Gelişimizin büyük bir olay yarattığı
           belliydi, istasyon müdürü ve hamallar valizlerimizi taşımak
           için toplanmışlardı. Tatlı şirin bir kır köşesiydi ama kapının
           iki yanında kısa tüfekleri üstüne dayanmış, biz geçerken dik-
           katle çevreye bakan siyah üniformalı askerleri görünce şaşır-
           dım. Kaba, nasırlı bir yüzü olan arabacı, Sir Henry Baskerville’yi
           selâmladı. Arabaya bindikten birkaç dakika sonra, geniş beyaz
           yoldan aşağı uçarcasına gidiyorduk. İki yandan otlaklar yukarı
           doğru yuvarlanarak gidiyordu. Eski evler, belirli aralıklarla sık
           yeşil yaprakların arasından çıkıyordu.
              Araba kenar bir yola girdi, asırlarca tekerleklerin iz bıraktığı
           derin yollardan, iki yanda ıslak otlar, çok sayıda hayvan iskeleti,
           eğrelti otları ve yüksek tümseklerin arasından çıkmaya başladık.
           Alacalı böğürtlenler, batan güneşin altında parlıyordu. Yavaş
           yavaş çıkıyorduk, dar bir granit köprüden geçip, kurşuni kaya
           parçaları arasından köpürerek ve gürleyerek hızla aşağı doğru



                                                              61
                                                              61
   56   57   58   59   60   61   62   63   64   65   66