Page 62 -
P. 62
Sherlock Holmes
Sherlock Holmes
akan gürültülü bir dere boyunca yol aldık. Yol ve dere; meşe
ve çam ağaçlarıyla doluydu.
Her dönemeçte, Baskerville ellerini çırparak mutluluk çığlık-
ları atıp, heyecan içinde etrafa bakıyor ve ardı arkası kesilmeyen
sorular soruyordu. Gördüğü her şey gözlerine güzel geliyordu
ama ona güzel gelen şeyler bana, ölüp giden yılın izini açıkça
gösteren bir hüzün havasıyla doluymuş gibi geliyordu. Yolları
kaplayan sarı yapraklar biz geçtikçe titreşiyordu. Arabamız bir
ara, çürümüş bitki yığını arasına girdi, Baskervillelerin dönmek-
te olan vârisinin arabasının karşısına çıkan kötü armağanlardı
bu yığınlar.
“Hey!” diye bağırdı Doktor Mortimer. “Bu da ne?” Önümüzde
bir bayır uzanıyordu. Bu bayır, bozkırın bir parçasıydı fakat
Doktor Mortimer’ı şaşırtan şey bayır değildi. Onu şaşırtan
asıl şey, bozkırı ikiye ayıran yolun kenarında yükselen tepenin
üstünde ata binmiş, sert ve parlak bir heykele benzeyen bir
askerin durmasıydı. Askerin gergin, sert bir duruşu vardı,
tüfeğini koluna dayamış, geçtiğimiz yerde nöbet bekliyordu.
“Bu da nedir Perkins?” diye sordu Doktor Mortimer.
Arabacımız oturduğu yerden cevap verdi:
“Princetown’dan bir mahkûm kaçmış efendim. Üç gün
oluyor ve hâlâ ele geçiremediler. Askerler bütün yolları ve
istasyonları tutmuşlar ama yine de yakalayamadılar. Buradaki
çiftçiler bundan tedirgin oldular. Bütün mesele bundan ibaret.”
“Duyduğuma göre, haber verene beş pound mükâfat var-
mış.” dedim.
“Öyle ama bayım, beş pound için kimse canını tehlikeye
atmaz. Adi bir tutuklu değil ki. Ele avuca gelmeyen cinsten.”
“Kim peki?”
“Selden, Notting Hill katili.”
O davayı iyi hatırlıyorum, cinayetin inanılmaz vahşeti ve
caninin zalimliği Holmes’ün de ilgisini çekmişti. Davranışı
62
62

