Page 63 -
P. 63
. .. .
-
basker
ville'lerin k
opegi
baskerville'lerin kopegi
zalimceydi fakat onun bir akıl hastası olduğuna karar verdi-
ler. Böylece ölüm cezasından kurtulmuş oldu. Arabamız bir
yokuşun üstüne gelmiş, önümüzde taş ve kaya yığını bozkır
uzanıyordu. Esmekte olan soğuk rüzgâr iliklerimize işliyor-
du. O gaddar adam orada bir yerde, bu ıssız ovada vahşi bir
hayvan gibi, kuytu bir köşede ya da mağaranın birinde, kâlbi,
kendisini afaroz eden bütün insan ırkına kinle dolu olarak
gizleniyordu. Bu kötü adam, saklandığı yerde mutlaka yeni
kötülük planları hazırlamaktaydı. Issız toprak, soğuk rüzgâr ve
karanlık gökyüzünün oluşturduğu manzarayı tamamlamak için
bir bu eksikti. Baskerville bile susup, paltosuna sıkı sıkı sarıldı.
Verimli memleket topraklarını arkamızda bırakmıştık.
Hepimiz susmuş manzarayı seyrediyorduk: Batmak üzere olan
güneşin eğik ışınları dereleri altın iplikler hâline getiriyor, yeni
sürülmüş kızıl toprağı ve ormanları parlatıyordu. Önümüzdeki
yol, dev gibi kayalarla kaplı, kızıl yeşil bayırlarda daha vahşi
ve soğuk bir havaya bürünmüştü. Ara sıra bir bozkır evinin
yanından geçiyorduk; evlerin duvar ve çatıları taştan yapılmıştı.
Kesin ana çizgilerini gösterecek hiçbir bitki yoktu çevrelerinde.
Birden, fırtınalı geçen yılların gazabıyla eğrilmiş, meşe çamlarıy-
la örtülmüş gibi duran, fincana benzer bir yapı göründü. Arabacı
kırbacıyla orayı işaret etti.
“Baskerville Hall.” dedi.
Sir Baskerville doğrulmuş, kırmızı yanakları ve parlayan
gözleriyle, arabacının gösterdiği yapıya bakıyordu. Birkaç dakika
sonra küçük evin kapısına geldik. Giriş, birtakım garip desenli
ferforje bir kapıydı. Her iki yanda rüzgârdan aşınmış, ısırganlarla
kaplı, üstünde Baskervillelerin arması olan ve tepesinde yaban
domuzu başı olan sütunlar vardı. Bu küçük bina, siyah granit ve
çıplak kirişler iskeletinden ibaretti ama karşısında yeni bir yapı
vardı; yarım kalmıştı; Sir Charles’ın Güney Afrika’dan getirdiği
altınlarının ilk meyvelerinden.
63
63

