Page 67 -
P. 67

.     ..    .
                                                     -
                     basker    ville'lerin k   opegi
                     baskerville'lerin kopegi
           yumuşayabilirdi ama böyle siyah elbiseli iki bey, gölgelikli bir
           lâmbadan düşen küçük bir ışık dairesi altında oturursa, insanın
           sesi boğuk çıkar, ruhu sıkılırdı. Duvarlara asılı olan çerçeveler-
           den Elizabeth Çağı şövalyesinden tutun da Regency devrinin
           delikanlısına kadar, her çeşit kıyafette karanlık bir atalar dizisi
           bize bakıyor ve sessiz duruşlarıyla ürkütüyordu. Az konuşu-
           yorduk, yemek bitip de yeni bilardo odasına geçip, bir sigara
           yakınca, kendi hesabıma çok sevindim.
              “Doğrusu pek neşeli bir yer değil.” dedi Sir Henry. “Biraz
           havası yumuşatılabilir ama şimdilik kendimi pek yerleşmiş
           hissetmiyorum. Böyle bir yerde yapayalnız yaşadığına bakı-
           lırsa, amcamın sinirlerinin bozuk olmasında şaşılacak bir şey
           yok. Neyse, isterseniz, yatmaya çıkalım artık. Belki yarın sabah,
           çevremiz biraz daha canlı görünür gözümüze.”
              Yatağa girmeden önce, perdeleri açıp pencereden dışa-
           rı baktım. Hall’ün kapısının önünde çayır uzanıyordu. Biraz
           ötede, esmeye başlayan rüzgârda inleyen, sallanan iki ağaç
           vardı. Yarışan bulutların arasından yarım ay göründü. Soğuk
           ışığı altında ağaçların ötesinde, dik, sivri kayalar; uzun ve gittikçe
           alçalan hüzünlü bozkır uzanıyordu. Perdeyi kapadım, benim
           içim de hüzünle dolmuştu.
              İş bununla bitmedi. Yorgun, bitkin olmama rağmen, gözüme
           uyku girmiyordu, olduğum yerde dönüp duruyordum. Havanın
           iyice kararmasıyla birlikte, eski köşkün üstüne bir ölüm ses-
           sizliği çökmüştü. Uzaklarda bir yerde saat vurdu. Derken bir-
           den gecenin sessizliği içinde bir ses duydum, başka bir şeyle
           karıştırılmasına imkân olmayan, açık, hıçkırığa benzeyen bir
           ses; bir kadın hıçkırığıydı bu; kontrol edilemeyen bir kederin
           boğazına tıkadığı, kısık bir ses. Kalktım, oturup dinledim. Bu
           ses dışarıdan gelemezdi. Yakından, çok yakından geliyor gibiydi.
           Evde bir yerde olmalıydı. Yarım saat kadar sinirlerim gergin bir
           hâlde bekledim ama saatin sessiz vuruşundan ve sarmaşıkların
           duvardaki hışırtısından başka bir ses duyulmadı.

                                                              67
                                                              67
   62   63   64   65   66   67   68   69   70   71   72